Chapter 12
Buz gibi rüzgar, odanın içine yayılırken Ömer’in omuzlarından aşağı bir ürperti geçti. Karanlık, dudaklarının arasında kıvrılıp sönen bir fısıltı gibi, derinleşiyordu. Nefesi görünmez küçük bulutlar halinde havada dans ediyordu. Kollarını hafifçe bükerek iç giyimiyle kapışan yeni soğuğun altında kendini kasmaya çalıştı ama yüreğindeki sıkışma buna izin vermedi.
“Kim o?” diye sormuştu, o keskin sesin sahibi. Ama cevap yoktu. Sadece rüzgarın uğultusu ve uzaklardan gelen bir baykuşun hüzünlü çağrısı vardı. Ömer, parmak uçlarına doğru yayılan soğukla irkildi. Ayaklarını sertçe yere bastı; her adımında eski tahta döşeme hafifçe inledi.
Karşısındaki kapı yavaşça aralandı.
İçeriye titrek bir ışık sızdı. Toz, ışık huzmesinde dans eden minik tanecikler gibi süzüldü havada. Gözlerini kısarak dikkatle baktı. Kapının ardında, yüzünü göremediği siluet duruyordu. Sese değil, bedene odaklandı; o hareketten, o duruştan, kokuya... Karanlıkta gizlenmiş eski bir sır vardı burada.
“Sana anlatmam gerekenler var, Ömer,” dedi derin ve tok bir ses. “Ama önce bilmelisin… her bildiğin, öğrendiğin yalan olabilir.”
Dudakları hafifçe aralandı. Soğuk rüzgar onu ürpertirken, bu ses hem tanıdıktı hem de yabancı. Ömer adeta aniden, beyninde bir yerde uçuşan bir hatıra parçası gibi yankılandı: Bu ses, Lord Varkos’un sesi olabilir miydi? O korkunç gölge, adıyla bile titreme yaratan Varkos mu?
“Ben,” diye başladı Ömer, sesi kırılsa da sakin kalmaya çalışarak, “kardeş… benim bir kardeşim yok.”
“Ve bu yüzden bilmiyorsun,” diye karşılık verdi adam, “aynı kanı paylaşıyoruz; sana olan bağımı gizleyerek. Benim içimde de senin geçmişin kadar karanlık sırlar var. Varkos Karanlıkkan sensin, Ömer. Başka biri değil.”
Zaman sanki sarkacını kaybetmiş gibi ağırlaşmıştı. Ömer’in kalbi deli gibi atıyordu, damarlarında buzlu bir ateş gibi yayılan bu sözler beynini paramparça ediyordu.
“Varkos… ben… nasıl olabilir?” Nefes alması zorlaştı. Ellerini yumruk yapıp dizlerine bastı. “Seni anlamıyorum. Bu bir oyun mu? Karanlıkta uzayan bir tuzak mı?”
Gizemli adam ağır adımlarla ilerledi, gölgesini Ömer’in üzerine düşürdü. “Kader avcısı, sen yeniden doğdun. Olanlar sadece başlangıç... Eski dünyanla, yeni doğduğun bu diyarın arasında bir köprüsün. Ve o köprünün altında senin kaybettiğin parçalar, bizim adımızı taşıyor.”
Ömer başını kaldırdı, gözlerini kısarak derinlemesine baktı karşısına; yere gömülü sırların aynasında yansımasını arıyordu. “Yalan söylüyorsun,” diye fısıldadı, ama içinde sessiz bir korku tomurcuklanıyordu.
“Gerçek, kendi gölgen kadar gerçek.” Adamdan bir adım daha geldi. “Senin gücün de, benim karanlığım da aynı kökten besleniyor. Vatanımız eski ve senin içinde büyüttüğün ateş, onunla beslenen bir çiçek.”
Ömer’in boğazında bir yumru belirdi; elleri titriyordu. “Hayatım boyunca kendi ellerimle kazarak ortaya çıkardığım sırlar, şimdi bana ihanet ediyor gibi…” Gözleri doldu, yüzünde dalga dalga serinleşen bir çaresizlik.
“Biliyorum,” dedi adam, sesi yumuşadı; bazen en acı ilaç en tatlı zehir olurdu. “Ama sana yardım edip bu kaderden kurtulabilirsin. Karanlığın kucağında, biz birbirimizin yansımasıyız. Gözlerini kapatmak yerine açmalısın, Ömer. Beni reddettikçe her gün biraz daha kaybolacaksın.”
Kalbindeki fırtına büyüdü; yorgun ellerini saçlarına götürdü ve saçlarını hafifçe geriye attı. “Neden şimdi? Neden ben?” diye sordu, nefesi duman gibi yükselirken.
Adamın yüzü karanlıktan zar zor seçiliyordu ama gözlerinde istemsiz bir pişmanlık pırıltısı vardı. “Çünkü zamanı geldi. Kaderin parçaları birleşiyor. Sen ve ben, birbirimizi doğurduk. Karanlığın öznesi ve nesnesi.”
Ve tam o anda, kapının ardındaki gölge, Ömer’in avucunun içinde dondurucu bir kıvılcım yanarmış gibi titredi. Kalbinin tam ortasında bir ip çekildi, kopmak üzereydi.
Sonra adam bir adım daha atarak şöyle dedi:
“Biliyor musun, senin içinde taşıdığın güç, benim geçmişim kadar eski. Sadece sen değil, ben de bu savaşın içindeyim. Kaderin ipliklerini çözeceğimiz gün yaklaştı.”
Ömer derin bir nefes aldı; gece, odanın içinde yeniden sessizleşti fakat içindeki fırtına daha önce hiç olmadığı kadar gürültülüydü.
“Varkos,” dedi sonunda, sesi titreyerek ama kararlı, “bu gerçeğin ağırlığını kaldırabilecek miyim?”
Adamın yüzünü hafifçe kaldırdığı bir sırıtış, karanlığın içinde parıldadı.
“İstersen birlikte öğreniriz.”
Ve tam o an, kapının ardından dışarıya sızan ince ışık huzmesi kırıldı, bir başka adım sesleri yaklaşıyordu.
Ömer hafifçe geriye çekildi, gözlerini karanlıkta karanlığa sabitledi.
Karanlığın kucağında, yeniden doğan kader avcısının yeni sınavı başlamıştı.