Chapter 10
Kaderin keskin bıçağı, parmaklarının ucunda titrerken, Ömer’in ciğerlerine çöken ağır sessizlik, odanın duvarlarına sinmiş koyu bir gölge gibi yayılıyordu. Nefesini tutmuş, gözlerini karanlığa dikip, içinden fısıldanan o kötü kehanetin yankılarıyla boğuşuyordu.
Parşöme, elinden kayıp düştüğünde tahta zemin üzerine hafifçe çarptı. Ses, kadar soğuk ve keskin bir melodiydi sanki. Yine de, Ömer’in hemen ardında, çok daha büyük ve tehlikeli bir sessizlik vardı.
Dışarıdaki koridorlar, Karanlık İmparatorluğun görkemli ama ölüm kokan kalbinde, normalden daha bir gergindi. Kalın taş duvarların ardında, her köşede, her gölgede şüphe ve korku dolanıyordu. Günlerdir bastırılmış öfke, şimdi ufak bir kıvılcımın alevi gibi her tarafa yayılmaya hazırdı.
Ömer, bir anlığına gözlerini kapadı. O anı duymuştu; İmparatorluğun yazgısını değiştirecek isyanın sancılarını. Bütün gece boyunca uğursuz çanlar gibi çalan o uğultu, kalbindeki kopuşun aynasıydı.
“Sana söyledim,” dedi sessizce kendi kendine, “ya kurtuluş ya felaket…”
---
Karanlık Sarayın İçi
İmparator Varkos'un salonu, görkemli ancak soğukluğuyla meşhurdu. Duvarlara işlenmiş ejderha motifleri, büyünün karanlık uzanışlarını anımsatıyordu. Lambaların sebebi bilinmez titrek alevleri, altın varaklı işlemeler üzerinde dans ediyordu. Ama bütün bu ihtişamın karşısında, içerideki havadan yayılan sert bir çekişme hissediliyordu.
Bu gece, sarayın diğer odalarında da sıradan bir tanışma ya da toplantı değildi. Gizli sözler, kısa ve keskin bakışlar kaçıyordu. Duvarların ardında fısıltılarla dolaşan fitneler doğuyordu.
Komutan Harun, dar omuzlarını biraz daha geriye çekerek başını salladı. Kendisini izleyen birkaç az sayıdaki sadık askere baktı. Bu adamlardan biri, gözlerinde korku ve şaşkınlıkla ona yumuldu.
“Komutan, böyle bir ihanet planı yapmanın cezası…” diye başladı genç adam titreyerek.
Harun, acımasızca susturdu onu. Parmakları, birleşik yumruk gibi sıkıldı.
“Ceza, çoktan ödendi,” dedi soğuk ve taşlaşmış sesle. “Şimdi sıra onları alt etmeye geldi. Biz, İmparatorluğun gerçek sahipleriyiz. Bu oyun, olduğundan daha büyük bir ateşi tutuşturacak.”
---
Bir Planın Doğuşu
Bir kambur, gizli odanın köşesinde sinsice sarsıldı. O esnada Ömer’in adı geçtiğinde, bu ardındaki grup, bir an için bile duraksadı. Gözlerdeki ışık, alevlenmeye hazır bir fitil gibi parıldıyordu.
Harun, grup üzerinde kontrolü sağlamak için yükseldi:
“Varkos, bizden sakladı. Gizledi. Ve yüz binlerce insanın hayatını pazarladı kendi çıkarları için. Artık bu saltanat parçalanmalı. Duyuyor musunuz beni?!”
Birden kapı sertçe çarparak açıldı. Herkes irkilip geriye çekildi.
“Komutan Harun,” diye soğuk bir ses duyuldu.
İçeri giren kişi, Varkos’un en güvendiği adamlarından biriydi. Yüzyıllardır süren İmparatorluğun kirli sırlarını taşımış, gizli savaşlarda iz bırakmış bir gölge.
“İhanet etmeyi göze aldınız mı?” diye sordu, gözleri üzerindekileri tarayarak. “Bu savaş, sadece topraklar için değil. Kendi canlarımız için de ölüm fermanı olabilir.”
Harun, hızla ona döndü, dudaklarında kanlı bir gülümseme belirdi.
“Ve işte o an geldi,” dedi. “Karanlık İmparatorluk içinde çatlaklar açılıyor. Biz, bu çatlaklardan ilerlemeliyiz. Ya hep birlikte yükseliriz, ya beraber alçalırız.”
---
Gecenin Siyahında
İçerideki bu toplantının sertliğiyle, sarayın dışındaki yağmurun ritmi yarışıyordu. Gök gürültüsü uzaklarda yankılanırken, dış duvarlardan içeri giren rüzgar, eski taşların arasından sızan esrarengiz bir fısıltı taşıyordu.
Ömer, alabildiğine gergin bir halde sarayın toprağında gözlerini gezdiriyordu. İçeriği, içeriden sızan fısıltıları, gücün kirlettiği ruhları okuyordu. Tüm parçalar, içinde parçalanmasını bekleyen bir bulmaca gibiydi.
Sokaktan gelen soğuk hava, kamçılar gibi yanaklarında gezindi. Her nefes alışında, kalbindeki şüphe biraz daha büyüyor, kalbinin derinliklerinde, geçmişten kopuk iplikler soru işaretleri ve yeni tehditler doğuruyordu.
O anda, köşeden ani bir adım sesi duyuldu. Bir figür, karanlık içinde belirdi. Ömer gözlerini hızlıca o yöne çevirdi.
Komutan Harun’un o isyankar, korkusuz bakışları şimdi onu hedef almıştı.
“İhanet sadece Varkos’un tebaasında değil,” dedi Harun, dudaklarında kırmızıdan daha keskin bir ifade. “Kader, bize ikinci bir şans verdi. Ya onu kullanacağız, ya yok olacağız.”
Ömer’in kalbinde, bıçak saplanmışçasına bir sarsıntı hissettiği anda, kapıda sert bir tıkırtı yankılandı—bölünmenin kıvılcımları, artık alevlenmek üzereydi.
---
Tam o anda, kapının arkasından dökülen o sözler:
“İhanet planlarımı açıklıyorum.”
Ve Ömer, geceyi yırtan bu cümlenin ardından yükselen fırtına kadar büyüyen düşüncelerle dondu kaldı.
Sonra…
Karanlıkta kalan her şeyin içinde, cevap bekleyen binlerce sessiz çığlık yankılandı.
---
Bitti.