NoveliqaHafıza Avı: Şehrin Sessiz Oyuncusu / Unutmanın Maliyeti :0%
Log in

Chapter 5

Unutmanın Maliyeti

Ve Mira, fotoğrafın içindeki yüze son kez baktıktan sonra, tam adın ekranda belireceği anda—monitördeki harfler birer soluk bırakmış gibi titredi ve kayboldular.

Ekranın köşesinden bir uyarı sesi gelmedi; sadece, bilgisayarın içindeki soğuk fanın tekdüze uğultusu vardı. Perdenin arkasından yağmurun ritmik vuruşu, ekranda yansıyan neon lekelerini titretip sildi.

Kapı arkasındaki gölge bir adım daha attı. Mira'nın omuzlarında buz gibi bir ağırlık gezindi, göğsünün içinde bir düğüm sıkıştı; nefesini yavaşlatmak için birkaç kez dişlerinin arasından sessiz bir ıslık çekti.

"Kim o?" diye sordu; sesi, kendi kulak zarlarında bile tanımadığı bir ton almıştı—keskin, tetikte. Kapı aralığından gelen sessizlik, bulunduğu odanın akustiğinde dolunay gibi yankılandı.

Gölge karşı kapıya yaslandı. Ayak sesleri yoktu; sadece bir silüetin koyu hâli. Mira cebinden eski bir anahtarın çelik uğultusunu çıkardı; parmakları terliydi, tırnak uçları beyazlamıştı.

"Kapıyı açmamı istiyorsun," dedi bir kadın sesi, düşmeden önce bir taş gibi sert. "Ama senin bilgisayarda daha önemli şeyler var, değil mi Mira?"

Seste tanıdık bir keskinlik vardı; polis istasyonunun eski müdürünün rötuşlanmış nezaketiyle karışmış bir alay. Mira maskesini tuttu—yüzünde bir ifade yokmuş gibi davranmak uzun zamandır onun pratiktir.

"Kim konuşuyor?" diye yineledi, ama sesinin ucunda bir o kadar da kendi tanımadığı bir ses tonunun izleri vardı; geçmişinin kırık camından yansıyan gölgeler gibi.

Kapı aralığından süzülen bir el belirdi, elinde ince bir paket. Paketin üstünde siyah bir bant vardı, üzerinde belirsiz bir logo; bir terazi, kırık bir zihin görüntüsü. Gölge gülümsemedi. Gülümseyişinin yerine, bir not bıraktı: "Benimle oyuna geliyorsan, geride kalma."

Mira notu alırken, elinin titremesi küçük bir deprem gibiydi. Kağıdın kenarı sırılsıklam olmuştu yağmurdan; mürekkep bulanmış, kelimeler kendilerini zor okuya bırakıyordu.

Kapının arkasındaki gölge ortadan kaybolduktan sonra, Mira masaya geri döndü. Ekran yine adı gösterecekmiş gibi bekliyordu. Parmakları klavyede dans eder gibi hareket etti; görüntü büyüdü, bellek dosyasının etiketi ağır ağır çözüldü.

Dosya adının üstünde küçük bir not vardı: "Bir şeyi unutmak, her şeyi değiştirebilir."

Mira içinden bir şey düğümlendi; unutmanın tanımını yıllarca analiz etmişti, ama bu satırlar sadece teoriyi değil, onun kendi geçmişini de yokluyordu. Bilgisayarın sağ köşesinde birkaç küçük pencere daha vardı; kurban listesi, tarihçe, ve hepsinin üzerine çizilmiş kırmızı bir çizgi.

Mira, kurbanların fotoğraflarını masaya serdi—telefon ekranından çıkmış, solmuş, gözlerindeki ifadeler farklı anların yankıları gibi. Hepsinin ortak bir özelliği vardı: bakışlardan biri; hafif bir şaşkınlık, sonra bir boşalma.

Bir kurbanın dizinin altında, kağıt gibi incelmiş bir form vardı; "Geçici Bellek Boşluğu" başlığı. Kelimeler resmi dillerin sertliğinde dikilmiş, altında el yazısıyla tarihler. Mira ekrana eğildi, büyüteci kafasına takılmış bir dedektif gibi; tarihleri tek tek kaydırdı.

Üç kurban; üç farklı mahalle, üç farklı yaş. Ancak hepsinin kayıtlarında, aynı tarihte başlamış bir boşluk vardı. Tarih biçimi sade ve hiç dramatik olmayan bir şeydi: gün/ay/yıl.

Mira not defterine tarihlerden birini yazdı; elinin içi terledi, kağıttan mürekkep hafifçe dağıldı. Tarih aklına saplandı, çakılı kaldı. Bir tek not daha vardı; boşluğun sonu belirsizdi, ya da belki bilinçli olarak silinmişti. Şehir arşiv sistemine erişen dosya, bir paragraf sonra "—veri eksik" diyordu.

Dördüncü kurbanın dosyası bozulmuştu. Bilgisayar veriyi tamir etmeye çalışmış, ama kırık bir cassette'in sonu gibi, bazı segmanlar eksik kalmıştı. Mira ekrandan gözlerini çekti; odanın ışığı bir an için tıpkı o kırık segman gibi titredi.

Birkaç saat önce, gece yarısından sonra alanı birinci elden görmeye karar vermişti. Şimdi saat sabaha yumulmuşken, o kararın ağırlığını omuzlarında hissediyordu; geçmişi didiklediği her hareket, onun kendi unutkanlığıyla çarpışıyordu.

Telefonu çaldı. Ekran "Rıza" yazısını gösteriyordu; Mira bir an için rahatladı. Rıza, şehri data yollarında yürüyen, kırılmış kilitleri bir çırpıda açan bir kod ustasıydı. Mira telefonu açar açmaz Rıza sesiyle doldu; hızlı, düzensiz, bir şakaya hazır ama her zaman iki adım ötede bir tehdit bekleyen bir ses.

"Ne buldun?" diye sordu Rıza, soluklu bir kahve fincanı gibi.

"Boşluklar," dedi Mira. Sözler ağzından çıkarken titredi; kelimelerinin kenarına kan damlası gibi bir endişe bulaştı. "Hepsinin kayıtlarında aynı tarihten itibaren bir şey yok."

"Yani..." Rıza kısa bir sessizliğe büründü, klavyelerden gelen uzak bir vızıltı sesi arka plandan süzüldü. "Senin bilmediğin bir işaret mi, yoksa sistemsel bir şey mi? Bazen kayıtlar eski sunucularda kaybolur."

"Sunucu değil," dedi Mira. "Dosyalar fiziksel. Hastane arşivinde."

Rıza nefesini tuttu. "Hangi hastane?"

"Ares Akıl Hastanesi," diye söyledi Mira. "Ya da öyle diyor eski dosyalarda. Halkta 'Ares' diye anılan, uzun zamandır kapalı."

Rıza bir kahkaha patlattı; ama gülüşü gıcırdayan bir kapı gibiydi. "Terk edilmiş akıl hastanesi kategorisinin başı. İyi seçim. Orada ne var?"

"Bir boşluk," dedi Mira. "Ve beni izleyen biri varmış gibi hissediyorum."

"Ah," dedi Rıza. "Profil son zamanlarda artan dedektif tipinin favorisi: önce izleniyorsun, sonra izleti seansı başlıyor. Ben birkaç güvenlik kamerası kaydına bakarım. Sen kapıdan o boşluğu nasıl açacağını bul."

Mira kapatmadan önce Rıza'ya not bıraktı; "Dosya listesinin başındaki numarayı çıkarsana." Rıza, anında yaptığı işin tadını çıkarıyormuş gibi "tamam" dedi ve telefonu kapattı.

Mira, masada yayılmış kartografinin ortasına eğildi. Kurbanların dosyalarını birbirine tutturdu; sarı yapışkanlı notlar, kırmızı ipler ve yıpranmış fotoğraflar. Her bağlantı bir bilmece, her boşluk bir tuzak gibi duruyordu.

Birisi kapıyı tıklattı—hafif, defansif bir tık. Mira başını kaldırdı; kapı aralığından geldiğini düşündüğü gölge artık yoktu. Ama kafenin karşısındaki sokaktan gelen bir köpek havlaması, bu şehirde tek kişinin suratına bakıp kaçamayacak kadar dar olan karanlığın varlığını hatırlatıyordu.

Ares'in görüşündeki bir kayıt buldu; tarih damgası vardı. Mira ekrana bakarken parmak uçları neredeyse buz tuttu. Dosyanın içinde, "Geçici Hafıza Müdahalesi: Başlangıç 17/03/2012" yazıyordu. Mira bir an için dondurdu; gözbebekleri resmi bir siyah delik gibi genişledi.

2012—Mira'nın kariyeri de o yıl başlamıştı. İlk adli psikolog ataması, ilk resmi raporu, ilk duruşma. O günün görüntüsü zihninde puslu: portföyü, yeni kartvizitleri, uzun bir koridor. Anıların kenarları yıpranmıştı ama tarihin sabitliği oradaydı.

Mira sayfayı çevirdi. Farklı kurbanların dosyalarında, aynı metin, aynı tarih: "Geçici Hafıza Müdahalesi: Başlangıç 17/03/2012." Birden çok isim, aynı başlama noktası. Hepsi farklı yaşamlar, hepsi aynı yarı kapalı kapı.

Gözleri yeniden bilgisayar ekranında beliren satırlara takıldı; satırlar bir ağ gibi örülüyordu. Mira'nın göğsündeki düğüm sıyrıldı, yerini bir buz iğnesi aldı. Bu buz, kalbini infilak ettirecek gibi değildi; daha çok, dikkatini tamamen toplaması için kemiklerine işliyordu.

"Bu bir tesadüf olamaz," diye fısıldadı kendi kendine. Sözler boğazında lifli bir ip gibi çekildi.

Masadaki telefon titredi. Arayan Deniz'di—eski bir yargıç, Mira'nın geçmişinde ona güven duyduğu birkaç kişiden biriydi. Mira telefonla konuşurken dikkatliydi; sesinin titremesi kontrol edilebilirdi ama elleri artık istemsizce bir titreme atıyordu.

"Deniz," dedi Mira. "2012'de Ares'te bir program mı vardı?"

Deniz kısa bir kahkaha attı; sonra kelimeleri bir pensle sıktı. "Ares yıllarca yarım yasal deneylere ev sahipliği yaptı. Resmiyette klinik çalışmalar, gerçekte—buna çok dikkat etmelisin, Mira—hafızayla oynanan şeyler."

"Bilgiyi hangi belgelerimle teyit edebilirim?" diye sordu Mira. "Rıza da bakıyor ama... bazı kayıtlar sistem dışı."

"Dosya numaralarını bana ata," dedi Deniz. "Avukatlık geçmişim var; bazı eski kayıtlar mahkeme dosyalarına dayanır. Eğer bir örtbas olduysa, oralarda iz kalır."

Mira dosyaları gönderdi. Ekranın üzerinden bir anda başka bir pencere açıldı; mahkeme davasının özetini gösteren resmi bir doküman. Deniz birkaç dakika içinde geri döndü: "Tarama başlıyorum. Fakat Mira—bu işin bir tarafı da seni ilgilendiriyor diye hissediyorum. Neden bu kadar kararlıydın?"

Mira dudaklarını ısırdı; geçmişin kenarlarında duran bir gölgeyi yutmuş gibiydi. "Unutmanın maliyetini öğrenmek istedim," dedi. "Ve eğer bu şehirde bazı anılar gasp ediliyorsa, onları geri almaya çalışıyorum."

"Unutmanın maliyeti," Deniz tekrar etti, sanki bu cümlenin içinde başka bir şey daha vardı. "Sadece hatırlamamak değil; aynı zamanda kim olduğunu başkalarının tanımlaması."

O an, odanın dışında bir tramvayın geçişi oldu. Camlar hafifçe titredi; sanki şehir bile Mira'nın farkındalığını onaylıyordu.

Dosyalarda, tarihler birbirini izledi. 17/03/2012, küçük bir virgül gibi tekrarlandı. Mira her notta daha da derinleşti; el yazıları, doktor raporları, imzalar. İmzalar arasında bir isim belirdi—adı silinmiş, sadece bir çizgi kalmıştı; fakat çizginin altındaki tarihin yanında, küçük bir mürekkep damlası vardı; damla aynı zamanda bir yara izinin izi gibiydi.

Mira parmağını ekrana götürdü; tırnak uçları hafifçe tırmandı. Birden aklına eski bir görüntü geldi: beyaz duvarlar, floresan ışığın altında titreyen bir kalem, birinin "onay" damgasını bastığı o an. Mira o anın kokusunu hatırladı—alkol ve temizliğin karışımı; hafif metalik bir tat. Hatırlamak istemediği bir an mıydı bu? Yoksa hafıza boşluğunun başlangıç anının bir parçası mı?

Rıza aniden mesaj attı: "Kameralarda senin binanın önünde bir gölge birkaç gece boyunca beklemiş. Kimliği belirsiz. Ares'e giden bir araç da aynı saatlerde park etmiş. Haritayı gönderiyorum."

Harita ekranda açıldı; kırmızı noktalar parıldadı. Hepsi 17/03/2012 civarına konumlanmıştı. Mira not defterine yeniden baktı; küçük bir harita çizdi. Bir hat; noktaları birleştirdiğinde, çizgi kendi adıyla kesişiyordu.

Mira bir adını yazdı—ilk iş günü. Tarih aynıydı.

Kalbinin içinde bir şey çatladı, ama Mira sanki bu çatlağı duymayacak kadar meşguldü. Parmakları buz gibi oldu; ne ellerini sıcak tutabilecek bir kahve, ne de soluduğu hava fayda sağlayabilirdi.

Sesini kendi içinde kontrol etti. "Eğer bu doğruysa..." diye başladı ama cümle yarım kaldı. Zihni bir çözüme ulaşmadan önce, bir ihtimal daha belirdi: belki o gün o kadar şey olmuştu ki, o tarihle ilgili bir bellek silinmişti ama etkisi farklı kişiler üzerinde de görülmüştü.

Mira bir an için ekrandaki tüm dosyaları kapadı. Oda karanlığa gömülmemişti; ama ışık, bir an için söndü. Kapı tekrar tıklandı—bu sefer içeriden, iç kapıdan; tık sesi birinin elini kapı koluna koyduğu hisini verdi.

Mira derin bir nefes aldı, göğsünde bir ağrı gibi büyüyen bir uyanışa hazırlandı. Bilgisayar ekranının köşesindeki tarih damgasına tekrar baktı; onay düğmesine dokundu. Tarih net olarak belirdi.

17/03/2012.

Mira parmak uçlarını masanın kenarına bastırdı; tırnaklar ahşabı çizerken küçük beyaz çizgiler bıraktı. Kalbi boğazına tırmanmış gibi bir çarpıntı hissetti; duyularının hepsi birleşmiş, tek bir amaç için odaklanmıştı: o tarihin anlamını çözmek.

Ellerinin titremesi artık saklanacak gibi değildi. Bilgisayardan gelen ışık yüzüne vururken Mira kendi adını hatırlamaya çalıştı; adının altındaki ilk resmi onay belgesi, imza, bir fotoğraf… Hepsi bu tarihle bir yerde kesişiyordu.

Ve Mira, tarih damgasına bakıp, gözlerinin içine bir ateş düşmüş gibi, fısıldadı:

"Bu boşluğun başlangıç tarihi — benim kariyerimin başlangıcıyla çakışıyor mu?"