NoveliqaGölgelerin Patronu: İmparatorluğun Karanlık Yüzü / İhanetin Gölgesi :0%
Log in

Chapter 5

İhanetin Gölgesi

Hilal’in dudaklarından dökülen “Anlat” kelimesi, odanın o soğuk havasını daha da yoğunlaştırmıştı. Karşısında oturan adam, yılların dostluğunu, sırdaşlığı taşıyan o adam, şimdi gözlerinin içine bakarken sırlarını saklar gibiydi. Ya da en azından o öyle sandı.

Duruşu sertleşti, elleri masanın üzerine bastı, parmak uçları ahşap yüzeyde hafifçe titriyordu. O gerginlik, Hilal'in kalbine buz gibi yayılıyordu. İçinde bir yerlerde kırılmış güvenin sızıntısı büyüyordu.

“Hilal…” diye başladı dostu, sesi bir parça çatallandı. “Biliyorum, bunu duyunca ne hissedeceğini az çok tahmin edebiliyorum. Ama anlatmak zorundayım. Bu… bütün bu olup bitenlerin ardındaki gerçek, senin bilmen gereken.”

Hilal’in kalp atışları hızlandı. Etrafında sanırsın tüm zaman durmuş, sadece ikisi bu küçük odada nefes alıyordu. Dışarıda İstanbul’un gökyüzü kararmaya başlıyordu; ama içeride karanlık daha da derinleşti.

“Selim’le… uzun zamandır konuşuyorum Hilal. Sana zarar verebilecek tek kişi o değil. Beni de kullanıyor, evet. Ama imparatorluğun gerçek patronunun kim olduğunu anlaman için bu engeli aşman gerek.”

Hilal, adamın gözlerindeki karanlığı gördü. Artık sözlerin yüzeydeki anlamı değil, derinlerde kalan fısıltılar önem taşıyordu.

“Sen… neden? Nasıl yapabildin bunu?” diye fısıldadı Hilal, sesi boğuk ve kırılmıştı.

Adam gözlerini kaçırmadan, yavaşça cebine eğildi. Hilal aniden bir şeyden endişelendi. Neden cebinde telefon vardı? Bu onun alışılagelmiş davranışı mıydı? İçinde kıvılcımlar çakıldı.

Adamın parmakları telefonun ekranını ışıklandırdı. Mesaja baktı ve titrek elleriyle telefonu Hilal’e doğru çevirdi. Görünmeyen ellerin sinsi bir tuzak kurduğunu hissediyordu.

Hilal, mesajı okumaya başlarken içi bir kez daha buz kesti.

“Başarılı oldun. Şimdi onu tamamen köşeye sıkıştırabiliriz. Daha fazla bekleme lüksümüz yok.”

Mesajın sahibi: Selim Kara.

Gözleri sıradan kelimelere değil, satır aralarındaki ihanete kilitlendi. Uzun yıllar düşmanını bekleyen, görmezlikten gelinen yüzleşme anıydı bu.

Birden telefonun soğuk yüzeyi avuçlarında ağırlaştı.

“Beni satması için mi?” dedi Hilal, sesi artık keskin bir bıçak yarası gibiydi.

Adam hiçbir cevap vermedi, sadece acıyı paylaşmanın gölgesinde sessizleşti.

O anda kapı ani bir şekilde çarparak açıldı.

Koridorun tozlu ışığı içeriye süzüldü; ama getiren kişi, karanlığın içinden çıkan yeni bir tehditti.

Kahverengi trençkotuyla, gözlerinde zift gibi bir kararlılık taşıyan Selim bizzat içeri adım attı.

“Bak Hilal,” dedi, sesi iğneleyici ve soğuktu, “Dost dediğin her şey, görünmeyen iplerin ucunda oynayan birer kukla.”

Hilal, nefes almayı unuttu.

Kendi hayatının içinde, gerçeklerin böyle vicdansızca çiğnendiği bu an, tüm oyunların yeniden başlamak üzere olduğunu duyuruyordu.

Ve şimdi... gerçek ihanetin tam göbeğindeydi.

Devam edecek...