Chapter 2
Kapı, ardında gerginliği bırakmadan sessizce kapandı. Hilal, parmaklarının ucunda hissettiği serinliği, içinde dolaşan ürpertiyle karıştırırken dosyaya yeniden gömüldü. Odanın zifiri karanlığında, tek aydınlatma dosyadan yansıyan titrek bir ışıkmış gibi yanıp sönüyordu.
Ellerini hafifçe titretirken sayfaları çevirdi. Her bir doküman yapış yapış ve ağır, yılların tozunu taşıyordu. Mürekkep lekeleri, silik imzalar ve kâğıtların buruşuk köşeleri arasında aşikar bir gizem saklıydı.
İstanbul’un soğuk rüzgârı, odanın kırık penceresinden sızıyordu; perdeler hafifçe dans ediyor, odadaki sessizliğe hıçkırık gibi karışıyordu. Hilal, aniden nefesini tuttu. Sayfaların arasında, şirketin resmi kayıtlarından çok daha fazlası vardı: Kirli anlaşmalar, gizli para transferleri, isimler ve tarihler. Hepsi, geçmişin kanlı izlerini taşıyordu.
"Bu ne böyle..." mırıldandı kendi kendine, dudaklarından düşen kelimeler fısıltıdan öteye gitmiyordu.
Sayfalar ilerledikçe, şirketin yıllardır sakladığı bir gerçek yavaşça yüzeye çıkmaya başladı. Anlaşmaların arka planında dönen oyunların kahramanları, arkadaş gibi görünen düşmanlar... Hilal’in kalbi hızla çarparken, gözleri her satırda daha da sertleşiyordu.
Bir fotoğraf belirdi sayfalar arasında: Selim Kara.
Yumuşak ve karizmatik gülümsemesi, o masum olmayan bakışların ardında gerçek bir yıkım saklıyordu şimdi.
Hilal’in parmakları istemsizce titredi, dudaklarından dökülen birkaç kelime havada asılı kaldı.
“Selim... Neden?”
Akıllarında hep örtülü kalan soru, şimdi beliren isimle çığlık atıyordu.
O an, odanın kapısı aniden çalındı.
Hilal, irkildi; nefesi dondu, kalp atışları kulaklarında yankılandı. Kapıya yöneldi, gözleri bir yudum cesaretle parıldadı.
“Kim o?” dedi fısıldar gibi, sesi odanın soğuk boşluğuna karıştı.
Cevap yoktu.
Kapı tekrar hafifçe titredi. Bu kez kalbinin ritmi onun tek dünyasıydı.
O an, dosyanın en alt sayfasındaki küçük haneye baktı:
“Selim Kara.”
Ve o anda, Hilal bir şeyi daha iyi anladı. Oyunun çok ötesindeydi artık.
Gölgenin içine çekildi; kaderin acımasız eli ona en karanlık sırları fısıldıyordu.
Dışarıda İstanbul’un mahmur gece ışıkları titrek bir umut gibi yandı.
Ve Hilal’in karanlıkla yüzleşme zamanı başlamıştı.
Ama kapıdan içeri girecek olan kimdi?
Kalp atışları hızlanırken, Hilal’in gözleri karanlıkta parlayan ufka kilitlenmişti.
Ve sadece birkaç adım ötede, kader çoktan şekillenmişti.