NoveliqaGölgelerin Patronu: İmparatorluğun Karanlık Yüzü / Aile Sırları :0%
Log in

Chapter 15

Aile Sırları

Hilal’in parmakları hâlâ telefonun soğuk camında titriyordu. Mesajın okrak gibi yanmaya devam eden ekranı, karanlık odanın içinde küçük bir ateş gibi parıldıyordu. “Bu tuzaktan nasıl kurtulurdu?” sorusu geceyi delip, düşüncelerinin üzerine çökmüş kara bir perdeden farksızdı.

Ayağa kalktı. Derin bir nefes aldı ama ciğerlerine dolan hava yerine, boğazına taş oturmuş gibiydi.

Salondaki eski kitaplık, babasının mirasının tuğlalarından biriydi. Günlerdir gözlerden uzak duran o kutsal alan şimdi onun için tek gizli sığınaktı. Koşar adımlarla kitaplığa yaklaştı, eli titreyerek eski ahşap kapaktan tuttu.

Parmak uçları üzerinde ince bir toz tabakası vardı; yüzyılların, anıların, sırların ölü tozları... Bir an tereddüt etti, sonra derin bir “hayır” fısıldadı kendi kendine. Babasının eski günlüğü orada, o siyah deri kapakta, kilitliydi.

Anahtarı aradı. Her zamankinden farklı olarak bu defa bulması gerekiyordu.

Çekmeceleri karıştırırken, babasının çalışma masasında bulduğu küçük, işlenmiş metal anahtar parçası eline geçti. Kalbi hızla attı.

Elinde anahtarı günlüğe doğru uzattı; kilidi açarken hafif bir “tık” sesi duyuldu, sessizliğin içinde yankılandı.

Günlük açıldı. İlk sayfada sararmış mürekkebin arasında hafif bir titreme, kelimelerde bastırılmış bir acı vardı.

"Sevgili Günlük," diye başladı babasının el yazısı. Satırlar usulca patlıyordu, içten gelen bir ağıt gibi.

Hilal, satır satır okurken, her kelime kanlı bir hayatın, gizlenmiş bir gerçeğin kapısını aralıyordu.

“Bu aile adı altında sakladığımız karanlık, sadece kırılganlığımızı değil, geleceğimizi de tehdit ediyor. Kimseye söyleyemediğim o kişi... o gizemli figür.”

Hilal’in kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarptı. Parmakları sayfalara yapıştı. Günlüğün içinde adı geçen gizemli kişi kimdi?

Bir sonraki satıra göz atarken, içeride paraflanmış, mürekkeple hafif lekelenmiş bir not dikkatini çekti.

“O, bizden biri değil. Ailemizin çöküşüne sebep olan gölge. İhanetin ta kendisi.”

Hilal dudaklarını ısırdı. Bu sözler, hayatında şimdiye kadar duyduğu en ağır yemin gibiydi.

O an, telefonundan gelen hafif bir titreşimle irkildi. Ekranda yeni bir mesaj belirmişti.

Ama ne yazıyordu? Bir soru mu, yoksa tehdit mi?

Hilal, elleriyle günlüğü sımsıkı kavrayarak sessiz bir kararlılık içinde fısıldadı:

“Gerçeği öğreneceğim. Ne pahasına olursa olsun.”

Ve sayfanın kıvrılan köşesinde, babasının el yazısıyla sadece üç harf yazıyordu:

“R…”

Karanlık, bir sır daha saklamaya devam ediyordu. Gizemli kişi, gerçek yüzüyle gün yüzüne çıkmaya hazırdı.

To be continued...