Chapter 9
Gökyüzünde kararan bulutlar, Nilay’ın zihnindeki karmaşanın aynası gibiydi. O gece, güvenin kırıldığı anın hemen ardından, yüreğinin en diplerine buz gibi bir şüphe serpildi. Adım adım, ağır ağır yayılıyordu bu his. Her nefes alışında, içinde büyüyen o sessiz korku, ona suskun bir uyarı fısıldıyordu: İhanet… çok daha yakındı düşündüğünden.
Nilay, geceyi yarı uykulu, yarı tetikte geçirmişti. Gözlerini kapadığında, arkadaşının o garip tavırları, Aslan’ın sinsi gülüşü zihnine üst üste geliyor, arasına örülen gizemli cümleler durmaksızın kulağında çınlıyordu. “Sana her şeyi söyleyeceğim,” demişti ama sonra susmuştu. Ve o suskunluk, şimdi onun için en ürkütücü kelimeydi.
Sabahın ilk ışıkları, küçücük odanın penceresinden sızarken Nilay kalktı. Kalbi yerinden çıkacak gibi hızla atıyor, avuç içleri terliyordu. Telefonunu eline aldı, mesaj kutusunu açtı. Ama yeni bir bildirim yoktu. Onun yerine, dikkatini çeken şey, arkadaşının sosyal medya hesabından gelen garip, şifreli bir gönderiydi. Görünüşte sıradan bir şiirdi ama satırlar arasında gizli bir mesaj gizliydi.
Nilay, dizlerine yaslandı, başını ellerinin arasına aldı. "Bu ne anlama geliyor?" diye mırıldandı. Anlamaya çalıştığı her ipucu, onu daha derin bir labirente sürüklüyordu. Kendisini korumak için sarıldığı arkadaşının, Aslan’ın oyununun içinde bir piyon olması mümkün müydü gerçekten?
Oda kapısı aniden çalmaya başladı. Kalbi sıkıştı. “Kim olabilir bu saatte?” diye düşündü, ayağa kalktı ve kapıyı yavaşça açtı. Arkasındaki kişi, yüzünde acı bir ifade ile bakıyordu.
"Nilay... konuşmamız lazım," dedi arkadaşının sesi, normalden daha ciddi ve ürkütücüydü.
“Ne oldu? Neden hiç cevap vermedin?" diye sordu Nilay, titrek bir sesle.
Arkadaşı derin bir nefes aldı. Gözleri dolu doluydu ama kararlılıkla devam etti: “Sana söylemeliyim… aslında, Aslan’la... bir işbirliğim var. Başlangıçta bana yalan söylediler ama… Oyun çok daha büyük.”
Birkaç saniye boyunca odayı nefes sesleri doldurdu. Nilay'ın tüm dünya bir anlığına durdu sanki. İçinde bir parçanın paramparça olduğunu hissetti. Arkadaşının sözleri, içindeki tüm umutları eriten buz gibi bir güçle vuruyordu ona.
“Sen… bana ihanet ettin mi?” diye fısıldadı, kelimeler boğazına takılıyordu.
Arkadaşı gözlerini yere dikti. “Hayır, Nilay… seni korumak için yaptım. Ama artık tehlikedeyiz. Kimliğini, her şeyini kaybetmek üzere olabilirsin.”
Nilay’ın gözlerinde korku ve öfke bir araya gelmiş, dünyası alt üst olmuştu. En güvendiği kişi, şimdi en büyük kırılma noktasıydı. Kalbindeki alev, şimdi sapasağlam yanmaya başlamıştı; ihanetin ilk tohumu, bu sessiz odada kök salıyordu.
Ve kapının ardında, kapı kolunun tıkırdayan sesi duyuldu; içeridekilerden habersiz başka bir gönderici daha yaklaşıyordu...
---
Bölüm sonu.