Chapter 7
Kapı aralandığında odadaki hava ağırlaştı. Sanki aniden bastıran bir fırtınanın ilk habercileri gibiydi o ses. Nilay’ın elleri terliyordu; defteri hâlâ sıkıca kavrıyor, ama parmakları titriyor, kalbi göğsünü zorluyordu. O an zaman yavaşlamış, bütün sesler boğulmuş gibiydi.
İçeriye doğru adım atan adam, o soğuk, sessiz koridordan gelen bir gölge gibi, yavaş ve emin bir şekilde yürüdü. Nilay gözlerini ona dikti, dudakları kıpırdadı ama ses çıkmadı. “Kim bu?” diye fısıldadı kendine, içindeki korkuyla savrulan küçük bir dalga gibi.
Adam durdu, hafifçe başını eğdi, derin bir nefes aldı. “Nilay, artık konuşmamız gerekiyor,” dedi, sesi, özenle örülmüş bir tuzak gibiydi.
Nilay’ın içinden güçsüzlük ve cesaret aynı anda yükseldi. “Sen… Sen benim babamsın, değil mi?” diye sordu. Sesinde kırık bir umut vardı; yıllar boyunca duymaya çalıştığı kelimeler, şimdi dudaklarından düğüm düğüm dökülüyordu.
Adamın yüzü kıpırdadı, gözlerinin derinliklerinde karmaşık bir ifade belirdi — pişmanlıkla karışık kararlılık. Ellerini cebine itti, duvarın arkasında kalan gölgeler gibi ağır durdu. “Evet, Nilay. Sen benim kızımsın. Ama bilmeni isterim ki, seni korumak için o yalanı söyledim.”
“Yalan mı?” Nilay defteri yere bırakırken sesi çatırdı, gözleri doldu, korku ve öfke birbirine karıştı. “Bana ne yalan söyledin, baba?”
Adamın kaşları çatıldı, titrek bir nefes aldı. “Her şeyden önce, senin kim olduğunu gizlemek zorundaydım. Ailemize ait olan o miras ve güç, Aslan Efeoğlu’nun eline geçmemeliydi.”
Nilay’ın dünyası paramparça oldu. Babasının bahsettiği isim, elinde tuttuğu o gizemli defterin arasındaki bilinmez güç, aniden kanlı canlı bir tehdit olarak karşısında duruyordu. “Aslan... O… Çünkü o benim her şeyi elimden almak istiyor!”
Adam yanına yaklaştı, sesi yumuşadı. “Evet, Nilay. O yalan, aslında senin hayatın için bir kalkan. Ama ne kadar derin, ne kadar kıvrımlı olduğunu henüz bilmiyorum.”
Nilay, gözündeki yaşları hızla silerken, içten içe bir düğümün sıkıştığını hissetti. “Peki, ne yapacağım şimdi?” diye fısıldadı. “Gerçeklerle mi yüzleşeceğim, yalanlarla mı yaşayacağım?”
Adam, büyük bir yorgunlukla başını salladı; gözlerinde bir şeyler çözülmenin ve aynı anda yeni bir savaşın başlangıcı vardı. “Gerçekler seni hem özgür bırakacak, hem de yıkacak. Ama tek yol bu.”
Tam o anda kapının önünden yankılanan sert ayak sesleri duyuldu. Korku ve çaresizlik arası ince bir çizgide titreyen Nilay, adamın gözlerine baktı.
Dışarıdaki seslerin yoğunluğu arttığında, babasının yüzündeki çizgiler netleşti. “Bu yalanın ne kadar derin olduğunu hâlâ bilmiyoruz, Nilay,” dedi, sesindeki ağırlık ile. “Ve bu derinlik, bizi her zamankinden daha fazla tehlikeye atacak.”
Nilay nefesini tuttu. Kapı birdenbire hızla açıldı.
---
Bölüm burada kesildi.