Chapter 6
Kapıdaki tokmağın yankısı, odadaki havayı aniden değiştirirken Nilay’ın ciğerlerinde keskin bir ağırlık hissettirdi. Miray’ın geniş ve arka plandaki eski duvarları bile bu sesi görünmez bir şekilde esnetiyor, odayı küçücük bir dünya haline getirmişti.
Nilay, başını ağır ağır kapıya çevirdi, gözleri o garip, seni tanıdığım ama aslında hiç tanımadığım insanın varlığına kızgınlıkla karışık bir şaşkınlıkla doluydu.
“Gel,” dedi Aslan’ın soğuk sesi arkadan. Tonundaki sertlik, aslında uzun zamandır gizlemeye çalıştığı nöbet halindeki kaygısını açığa vuruyordu.
Nilay, ellerindeki gerilimi bile fark etmeden onları sıkı sıkı yumdu. Yavaşça adım attı. O an, kalbinin ritmi sokağa fırlayan bir araba sesi gibi şiddetlendi.
Kapı açıldı; içeri giren adam, soğuk ve düzenli giyimli, gözlerinde hesap dolu ancak uzaklarda görünen bir hikaye vardı. İsmine alışkın olan Nilay, bir anlığına tanıdık bir kokuya daldı—yaşanmışlık ve yas kokusunun karışımıydı bu.
“Nilay, seninle konuşmamız lazım,” dedi adam, sesi hafifçe titreyerek ama titremeyi inkar eder bir sertlikteydi.
Nilay, gözlerinde alev yanarmışçasına dikildi: “Ne hakkında?”
Adam, cebinden küçük, eskimiş ve yıpranmış bir defter çıkardı. Sayfaları, sararmış kenarları ve çatlamış derisiyle biraz hırpalanmıştı; sanki yaşanmışlıkların toplamıydı.
“Aslan Efeoğlu’nun unuttuğu, senin keşfetmen gereken bir şey var,” dedi adam.
Nilay, defteri alırken elleri hafifçe titremeye başladı. Sayfalar arasında, mürekkebin silindiği çizgiler onu geçmişin derinliklerine çekiyordu. Her kelime, yılların birikimini taşıyor, içinde saklanan gerçekleri fısıldıyordu.
“Asla gösterme kimseye,” diye devam etti adam. “Bu, ailenin sırlarını kusuyor. Gerçekler, maskelerin ardında gizleniyor. Yansıyan maskeler… Seni kandırmaya alıştığın her şeyin ötesinde.”
Nilay, sayfalardaki çizgileri gözleriyle tararken bir boşluk hissetti. İçinde bıraktığı o eski ben, hangi gerçeklerin içinde kayboluyordu? Kendini sorgularken, aileyi ve kendini korumak için yeni ipuçlarını mı yoksa ihaneti mi bulacaktı?
Bir adım attı ileriye, sesini zorla yutarcasına fısıldadı: “Bu… bu kimden kalmış?”
“Senin büyükannen, Miray Hanım. Hayatının son yıllarını bu sayfalara bıraktı. İçinde hem aşk hem nefret, hem umut hem ihanet var.”
Nilay, sayfanın birinde soluk bir fotoğraf gördü. Miray Hanım’ın bakışları, şimşek gibi keskin, ama arkasında hüzünle doluydu. Gözlerin o derinliği, Nilay’ın kalbinde sarsıntılar yarattı.
“Bunu okumak… benim için ne anlama geliyor?” dedi Nilay, sesi titrek ve kararsız.
Adam ciddiyetle cevap verdi: “Kimliğinle yüzleşmek, geçmişin ateşinde yıkanmak demek. Ama en önemlisi, kendini bulmak. Bu defter, sadece bir başlangıç.”
Tam o anda, kapının dışında bir çatırtı duyuldu. Hikayenin gidişatı, Nilay’ın güvendiği şeyleri yerle bir edecekmiş gibi sessizliği deldi.
Nilay hızla defteri sımsıkı kavradı. Gözleri adamın yüzüne geçti, ve o an, odadaki herkesin yüreğinde aynı soru yankılandı:
“Gerçekler ne kadar karanlık, maskeler ne kadar sağlam?”
Ve kapı aniden aralandı.
---
(Sonraki bölümde devam edecek...)