NoveliqaGizli Tacın Ardındaki Alev / Dost mu Düşman mı? :0%
Log in

Chapter 16

Dost mu Düşman mı?

Kapının gürleyen çarpması, Nilay’ın ciğerlerinde yankılanmaya devam ediyordu. Her ikisi de donup kalmış, nefeslerin eşlik ettiği ağır bir sessizliğe gömülmüştü. Aslan’ın sert yüz hatları, bu beklenmedik rahatsızlıkla kasılmış, hatta gözlerinin en karanlık köşesinde kısa bir şaşkınlık kıvılcımı belirmişti. Nilay’nın kalbi o an çarptıkça çarptı, alev gibi yanan bir korku kaptı ruhunu. Gelen kişi kimdi? Ve o kapı aslında neyi açacaktı?

Aslan hafifçe hareket etti, ağırlığını ayağına verip birkaç adım attı. Nilay ise aynı yerde, vücudu donmuş, nesnelerin kenarlarını bulanık görüyordu. Hangi dünyadaydı? Kendine geldiğinde, Aslan’ın gözleri üzerindeydi. O gözler ki soğuk ve hesaplıydı, ama şimdi titrek bir şaşkınlık da vardı içlerinde.

“N-Ne duydun?” diye fısıldadı Nilay, sesi boğuk ve kırılgandı.

Aslan, derin bir iç çekti. “Kim olduğunu bilmiyorum… Ama yanımıza kadar geldiği kesin.” Kısık sesi, aniden gürültülü kalbinin sesini bastırıyordu.

Çevredeki karanlık, odanın köşelerine yapışmıştı, hiç bu kadar ağır gelmemişti Nilay’a. Gözlerine sızan ışık, Aslan’ın yüzündeki gölgeleri daha da derinleştiriyordu. Bu adamın yanında durmak, hayatını tehlikeye atmaya hazır bir ateşle dans etmek gibiydi.

“Aç kapağı,” dedi Aslan, sesindeki baskı artarken, bir yandan da elini kapıya doğru uzattı. “Saklanacak vaktimiz yok.”

Kalbi göğsünde şaşkınlıkla vurmaya devam ederken Nilay, titrek adımlarla kapıya yöneldi. Parmakları terliyor, gözleri kapıyı açmanın ne gibi bir anlam taşıyacağını çözemiyordu. Kapı gıcırdayarak aralandığında, karanlıktan çıkan bir siluet ortaya çıktı.

Bir anlığına, Nilay’nın beyninde nefes kesen bir sessizlik oldu. O siluet, yıllardır en yakın bildiği insana aitti. Ama yüzündeki ciddiyet, derin yaralar ve itiraf edilmemiş gerçekler arasında bir köprü kuruyordu.

“Sen... sen nasıl buradasın?” Nilay'nın sesi boğuk, kelimeler boğuşuyordu dudaklarında.

Gözleri, ona yıllardır güvenle baktığı ama bunun sadece bir yanılsama olabileceğini yeni yeni fark ettiği arkadaşa takıldı. “Beni nasıl burada buldun?” diye sordu, ama aslında cevabı bilmiyordu. İçinde bir paranoya, bir ihanet şüphesi kıvılcımlar akıyordu.

“Aslında beni hiç bırakmadın,” dedi arkadaşının sesi, ağır ve gergin. “Ama sen her şeyi tam olarak bilmiyorsun, Nilay.”

Bir an için, zaman dondu. Aslan arkasında duruyor, bekliyordu. Aralarındaki hava, kılıçların keskinliğini taşıyordu. Nilay’nın elinde güvensizlik, yüreğinde kırık bir sarkaç gibi titreyen umut vardı. En yakın dostu mu düşmandı? Yoksa gerçek savaş, şimdi mi başlamıştı?

“Bana söyle,” diye zorladı Nilay, gözlerindeki ateş alevlenirken. “Kim için çalışıyorsun? Bu ihanetten kim çıkarıyor?”

Arkadaşı uzun bir duraksama yaşadı ve boşluğa baktı.

“Aslan’dan mı? Sana karşı mı?” Nilay, cümleyi tamamlamak ister gibi tereddüt etti.

Adamın yüzüne gölge düştü, gözlerini yere sabitledi, sonra tekrar Nilay’ya baktı. Halasının o soğuk gülümsemesi dudaklarında yükseliyordu.

“Sadakat karmaşık bir şey artık,” dedi sessizce. “Ama kesin olan bir şey var: Bu savaşta kimse tamamen dost değil.”

O anda, kapı kapandı. Dışarıdaki adımlar uzaklaştı, ama Nilay’nın aklında büyüyen soru işaretleri yerleşti: Arkadaşı onun dostu muydu gerçekten, yoksa hayatını karartan bir düşmanın maskesi mi? Karanlık çökerken, modern İstanbul’un ışıkları bile bu sırrı aydınlatmaya yetmez gibiydi.

Ve işte o anda, telefonunda beliren yeni mesajın titreşimi, zamanı dondurdu: “Gerçekler yakında açığa çıkacak. Hazır mısın?”

---

Bölüm Sonu