Chapter 14
Kapının kenarındaki gölge derinleşti, gözleri odanın loşluğunda iki keskin noktaya dönüşürken Nilay, içinde o anı donduran bir buz kristali gibi hapsoldu. Karşısındaki adam, ağır adımlarla yanına yaklaştı; her ayak sesi, titrek kalbinin ritmiyle garip bir uyum içinde yankılanıyordu küçük boş odada.
Aslan Efeoğlu.
Boğazında ani bir kuruluk, nefes almak için attığı her küçük hareketin boğazındaki kısıklığı artırıyordu. Ellerini yumruk yapıp cebine soktu. Bu anı bekliyordu, ama bu kadar keskin, bu kadar tehlikeli geleceğini tahmin edememişti.
"Aslan," dedi Nilay, sesi cam kırığı kadar keskin, ama titrek.
Adam dudaklarını kıvrak bir sırıtışla oynattı.
"Gerçekten burada olduğunu düşünmüştüm, Nilay."
O an, odanın köşesinde, ağır perdelerin arasından düşen ayışığı Aslan’ın yüzünde bir anlığına korkusuz siluetler oluşturdu.
“Neden beni takip ediyorsun?” sorusu dudaklarından sessiz bir fısıltı gibi süzüldü.
Aslan’ın gözlerinin içinde güvensizlikle karışık bir zevk vardı. “Çünkü sen, gizli oynaşların arasında kaybolmak üzere olan bir anahtarsın. Beni yanlış anlama, bu oyunun sonucunda kim kazanacaksa, onun gerçek yüzünü ortaya çıkaracağım.”
Nilay'ın kalbi daha da hızlandı. Bu sadece bir tehdit değildi; aynı zamanda onun içinde bulunduğu labirentin ayrıntılarını ifşa eden bir ipucuydu.
Aslan ilerleyip koltuğa oturdu. Başını hafifçe eğdi ama bakışları hala onun üzerinde.
“Bak, Nilay,” dedi alçak sesle, “herkesin oyun içinde bir rolü var. Seninki ise beklenmedik, tabiri caizse... önemsiz değil.”
Nilay, gözlerini kırpmadan karşılık verdi, ama içinde bir şey bıçak gibi kesildi. Bu "beklenmedik rol" ne olabilirdi? Onun hayatını bu kadar derinden sarsacak mıydı?
Aslan’ın cep telefonundan gelen kısa bir bip sesi araya girdi. Yüzünde aniden donuklaşan bir ifade belirdi. Ekrana baktı, ardından kapkara bir sessizlik çöktü oda üzerine.
“Ağır olan gerçek şimdi geliyor,” dedi fısıltıyla. “Biliyorsun, seni izlememin bir sebebi var. İntikam… ama daha çok... güç.”
Nilay, ince dudaklarının arasından sesi sızdırdı: “Ne planlıyorsun?”
Aslan hafifçe güldü, gülüşü bir kara bulutun gökyüzünü örtmesi gibiydi.
“Planlarım derin, karmaşık ve ölümcül. Ama sana özel bir parça var. Hem de en yanan, kalbini kanatacak olanından.”
Nilay dudaklarını sıktı ama kelimeler ağzından dökülmedi. O anda, odanın dışında ağır adımlar duyuldu. Bir nefes hızlandı, dış kapı açıldı ve sessizce bir adam daha girdi.
Aslan, bu yeni geleni görünce gözlerini ona dikti. Nilay ise içgüdüsel olarak sırtını duvara yaslayıp, kalbinin göğsünde çılgınca çarpışını hissediyordu.
“Her şey plana uygun gidiyor,” dedi Aslan, sesinde kontrolünü kaybetmiş bir paranoya.
Yeni gelen adam, soğuk ve resmi bir ifadeyle konuştu: “Efeoğlu Bey, son siparişleri bekliyor.”
Aslan başını hafifçe salladı. “Yakında herkes konuşacak. Özellikle o…” Gözleri Nilay’a takıldı. “Sen.”
Ondaki tehlike aniden tüm odayı sardı. Nilay, kendisini zincirleyen görünmez iplerin içinde kıpırdayamadığını fark etti.
Aslan devam etti, sesi bir hayaletin fısıltısı gibiydi:
“Kimse seni tam anlamıyla tanımıyor, Nilay. Ama sen, bizim gizli tacın içindeki ateşsin. Hem kurtuluş hem de yıkım yolu.”
Nilay, o an birdenbire aklından geçenleri sessizce toprağa gömmek istedi. Oyun oynamayı öğrenmeli, yoksa oyun onu yutacaktı.
Ve o anda, Aslan’ın fısıltısıyla karışık sözleri kulaklarında yankılandı:
“Gecenin sonunda, herkesin maskesi düşecek… ve seninle ilgili gerçek, çok daha karanlık.”
Dış kapının çarpmasıyla, salonun içinde birden sessizlik patladı.
Nilay, nefesini tutmuş, geleceğin karanlığında bir adım daha atmaya hazırdı.
---
Bölüm Sonu