NoveliqaGizli Tacın Ardındaki Alev / Mirasın Yeni Yüzü :0%
Log in

Chapter 12

Mirasın Yeni Yüzü

Kapı, ansızın açıldığında soğuk bir boşluk yutmuştu odayı. Nilay, nefesini tuttu; o an kalbinin tok sesi, boğazında düğüm olmuştu. Gözlerini açarken, içeriye bakan yüzün gölgesiyle birlikte zamansız bir sessizlik çöktü.

İçeri giren adam, ince uzun yapısıyla karanlık koridorda hafifçe sallanıyordu. Siyah montu, sanki fırtına öncesi geceyi taşıyordu. Gözleri, Nilay’ın ürkek bakışlarına temas etmişti; önce tanımaz gibi baksa da içinde başka bir karmaşa vardı. “Ben... Kuzey Efeoğlu’yum,” dedi boğuk bir sesle, dudakları titreyerek.

Nilay, başını arkasına yasladı, kalbi bir anlığına durdu. O ses... isim, aniden bir araya düşen parçalar gibi zihninde yankılandı. Ama bunu duymak istemiyordu. “Kuzey mi? Ne demek bu?” diye sordu, sesi kısık ve kırılgandı.

Kuzey’in yüzünde bir anlık yorgunluk, ardından sertleşen bir kararlılık belirdi. “Evet, kuzeninim. Ve uzun zamandır kaybolmuş sandığın mirasın gerçek sahibiyim.”

Nilay’ın gözleri yerinden oynamadı. “Hayır, bunu kabul edemem. Sen... sen birdenbire nasıl böyle bir şeyi iddia edebilirsin?” diye itiraz etti. Nemi, dudaklarının arasında asılı kalan acı bir tat gibi yayıldı.

Kuzey derin bir nefes aldı. “Aile sırrı sandığın şey, çok daha karmaşık. Sana anlatılanlar hep eksikti. Gerçek, yüzlerce ölüm, ihanet ve yalanın altında gizlendi. Mirasa dair gerçek miras şimdi önünde ya da belki de arkamda duruyor.” Eliyle göğsüne dokundu. “Ölümden döndükten sonra bulundum. Ve bu şehre, sana geri dönmeye kararlıyım.”

Odanın sıcaklığı aniden düştü. Nilay, gözlerinde yanan ateşi saklamaya çalıştı ama dibe vuran bir korku pençesine düştü: Yıllardır bildiği hikaye, yıllardır içine işlemiş gerçekler yıkılmak üzereydi.

“Beni anlıyor musun?” Kuzey sordu, sesi sertleşti. “Sana güvenip güvenmemek tamamen bana kalmış. Fakat bu satranç tahtasında hamleleri birlikte yapmak zorundayız. Yoksa aslanlar arasında ezileceğiz.”

Nilay, parmak uçlarından vücuduna yayılan titremeyle karşı koymaya çalıştı. “Sen gitmelisin,” dedi fısıltıyla. “Burada hiçbir şey senin beklediğin gibi değil.”

Kuzey, onların dünyasının tozlu koridorlarında fırtınalar koparken, dondurucu bir sessizliğe gömüldü. “Burası neresi? Neden beni bekletiyorsunuz?” diye sordu, gözlerini Nilay’ın içine dikerek.

Nilay, eli cebinde duran eski, yıpranmış bir kolyeye dokundu. “Burada asıl tehlike, dışarıda düşündüğünden bin kat fazla. Aslan var. Efeoğlu. O, bizim üzerimize çullanmayı bekliyor.”

Kuzey’in kaşları çatıldı. “Aslan mı?” diye tekrarladı. “O kim?”

İçeriye ağır bir sessizlik indi. Şehrin gece koynundan gelen rüzgarın hışırtısı delik pencereden içeri sokulmuştu sanki. Nilay derin bir nefes aldı ve gözlerini çevresine gezdirdi. “O, bizim düşmanımız. Hem dünyamızı hem de hikayemizi yıkmak isteyen adam.”

Kuzey, bir adım daha yaklaştı, gözlerinde hem korku hem de şaşkınlık vardı. “Ve sen?” diye sordu. “Sen bu oyunu neresinde oynuyorsun?”

Nilay, ellerini kenetleyip kendini topladı. “Daha yeni başladım. Ama eğer bugün burada durursam, yarın çok geç olacak.”

Kuzey, yavaşça omzuna dokundu. “O zaman birlikte başlayalım,” dedi.

Aniden, kapının dışından yankılanan bir sesle irkildiler. “Nilay! Burada mısın?”

Başka bir ses, gür, tanıdık ve ürkütücü. Nilay ve Kuzey göz göze geldi. Dışarıdaki karanlık, şimdi iki kat daha derindi.

Ve kapı penceresindeki gölge, uzun ve keskin bir çekişle siyah pardösüsünü savururken araya girdi.

“Beni bekliyordunuz, sanırım,” dedi soğuk bir gülümsemeyle.

Nilay’ın parmakları bıçak gibi kesti. “Aslan...”

---

Bölüm sonu.