NoveliqaGizli Tacın Ardındaki Alev / Denizde Fırtına :0%
Log in

Chapter 11

Denizde Fırtına

Kapıdaki ani gürültü, Nilay’ın ciğerlerine soğuk bir hava gibi üflendi. O anda, odanın içindeki zaman donmuş gibiydi. Kalbindeki karmaşık iplikler, birdenbire ağır bir düğüme dönüşmüştü. Gözleri kapıdan içeriye odaklanırken, Atem’in gözlerindeki kıvılcımlar, fırtına öncesi gökyüzünün karanlığını andırıyordu.

"Kim…?" diye mırıldandı Nilay, sesi neredeyse bir fısıltı kadar ince.

Adamın silueti karanlığa karışıyordu ama adımlarının sertliği, peşindeki tehlikeyi fısıldıyordu. Nilay’ın teninde bir ürperti gezindi, nefesi boğazında düğümlenip kaldı. Kalbinin ritmi odayı dolduran sessizliği delip geçiyordu.

"Sana söyledim, peşini bırakmam," dedi adam, sesi keskin ve kararlıydı. "Biliyorum kim olduğunu, Nilay. Bu oyun bitti."

Nilay, arkasında duran Atem’e bir an baktı; gözlerinde “kaçma” ve “dayanma” arasında çatışan bir kararlılık okunuyordu. Atem, bir gülümsemeyle değil, eylemle cevap verdi. Aniden Nilay’ın önünde durdu; göğsüyle ona kalkan oldu.

"Buradan kimseye izin vermem," dedi sessiz ama kesin bir tonla.

Ancak kapıdaki adam, Atem’in yüzüne bakmaya ihtimal vermeden adımını hızlandırdı. O an Nilay’ın içi buz kesmişti; seher vakti denizine düşen fırtına gibi, hayatı tam bir kaosa savruluyordu.

“Bunlar kim?” diye sordu Nilay, bedeni titreyerek ama sesinde azim barındırarak. "Beni niye takip ediyorsunuz?"

Adamın dudaklarında acı bir bükülme belirdi. "Sadece peşindekileri değil, senin gerçeğini de ortaya çıkaracağım. Aslan Efeoğlu'nu çok kızdırdın, prenses."

“Bu… bu yalan!” Nilay’ın kelimeleri havada asılı kaldı, çünkü sözleri inandığı gerçeklerle arasında kalmıştı.

Atem, Nilay’ın elini kavrayarak geriye çekti. "Buradan çıkmalıyız. Şimdi. Eğer o adamın söyledikleri doğruysa, işimiz çok zor."

Nilay, içinden bir sesin – belki de kalbinin en derin çığlığının – kendisine uyarı verdiğini duyuyordu. Ama sormaya devam etti:

"Ya gerçek buysa? Ben kimim, gerçekten ne kadar kurtulabilirim?"

Adamın gözleri odaya hacimli bir gölge gibi çöktü. "Saklanmaya gerek yok, küçük kadın," dedi. "Senin kanın, onların kanından daha kıymetli – ve onu ele geçirecek olan tek kişi benim. Aslan’a söyle, onun zamanı doldu."

Buhar gibi kaybolan bir sırdan daha tehlikeli ve canlıydı bu tehdit. Nilay’ın kalbinde şimşekler çaktı; nefesi kesildi, düşünceler panik dalgaları gibi kabardı.

Atem, arkasını Nilay’a dönüp kapıya yöneldiği anda, dışarıdaki karanlık koridorun içine basan başka bir çift ayak sesi duyuldu. Sessizlik aniden parçalandı.

"Başka misafirimiz var gibi," diye fısıldadı birisi.

Kamera açısı gibi, o anın her bir ayrıntısı keskinleşti. Nilay’ın gözleri hızla yan odadaki pencereden dışarı baktı. Yağmur damlaları, kasabanın dar sokaklarını usulca yıkıyordu. Denizden yana yükselen rüzgar, uzaklardan gelen bir meltem değil, yakınlardaki yaklaşan fırtınanın habercisiydi.

Karpuz kırmızısı bir otomobilin farları bahçe duvarına takıldı, betonun üzerine titrek ışıklar saçtı. Arabanın kapısı açıldı; siyah takım elbise içinde bir adam kapıya doğru ilerlerken, yürüyüşü ölümcül bir sessizliğe benziyordu.

“Bu işte bir iş var,” diyordu Atem.

Nilay, içine çöken karanlıkta bir avuç cesaret topladı. “Aslan’ın adamı... ya da daha kötüsü."

Birden kapı çalındı. Ürpertiyle birleşen kalp atışları, odada yankılandı. Kimin yüzünü görecekti? Dost mu, düşman mı? Ya da en korkuncu—bir ihanetin ellerinde savrulmak mı?

Nilay, bilinmezliğin eşiğinde, sadece bir karara varabiliyordu. Can havliyle Atem’e baktı, gözlerinde sessiz bir soru:

“Ne yapacağız şimdi?”

Atem, dudaklarını sıktı. Ağır bir nefes aldı ve kapıya doğru yitip giden karanlıkla yüzleşirken bir adım öne çıktı.

Kapının yanında hafif bir rüzgar esti, perdeler titredi. Bu kasabaya yeni bir fırtına geliyordu. Ve fırtına, Nilay’ın gizli kimliğini denize sürüklemeden önce yakalayıcı bir gölge gibi onu sardı.

Bir daha dar bir şimşek gibi kapının tokmağına vuruldu.

Ve kapı ardına kadar açıldı.

---

Bölüm sonu.