NoveliqaGizli Tacın Ardındaki Alev / Saklı Kalplerin Çarpışması :0%
Log in

Chapter 10

Saklı Kalplerin Çarpışması

Tıkırdayan kapı kolunun sesi, odanın soğuk havasında yankılanıyordu. Nilay’ın kalbi o an mıhlanmıştı; zaman, gözlerinin büyülü karanlığında aniden yavaşlamış gibiydi. Parmağını hafifçe masaya dayadı, avuçlarının teri akıyordu. İçeriye kim girecekti? Aslan mı, yoksa onunla aynı oyunu oynayan başka bir sinsi mi?

Kapı, ağır ve sessiz bir gıcırtıyla açıldı. Karnındaki sızı, tam da o anda kalbine doğru tırmanıyordu. Gözleri, kapının gerisinde beliren o uzun, zorba silüete kilitlendi.

Aslan Efeoğlu’ydu.

Nilay’ın içine gizlenmiş bütün korkular, kelimelerinin arasına saklanmış bu adamın varlığıyla bir kez daha depreşti. Aslan, yüzünde sert ama yumuşak bir ifade ile adım attı odaya, ayakkabılarının yere temas eden sesi bu sessizliği daha da derinleştirdi.

"Burada ne arıyorsun, Nilay?" dedi, sesi fısıltılar kadar tehlikeliydi.

Nilay derin bir nefes aldı; ellerini yumruk yaptı, avuçlarının arasındaki ter bir anlığına sertleşti. Gözleriyle Aslan’ı süzüyordu, içinde titreşen o yangını bastırmak zordu artık.

"Seni bekliyorum, Aslan," dedi kararlı ama ezik bir titremeyle. "Hem duygularımızın, hem hesaplarımızın ortasında."

Aslan dudaklarını kıvrak bir çizgi halinde buruşturdu, gözlerinin içine baka baka adım attı yavaşça. O andaki duruşu, gücünü değil, kararsızlığını açığa vuruyordu.

"Sen sadece miras peşindesin," dedi, sesindeki meltem rüzgarı, fırtına öncesi sessizliği andırıyordu. "Ama ben... ben başka bir şey arıyorum."

Nilay gözlerini kısıp yerinden kalktı. Aralarındaki mesafe, elektrik yüklü bir ip gibi gergindi.

"Ne arıyorsun, Aslan?" diye sordu, nefesini tuttu; yemin eder gibi içten.

Aslan hafifçe omuzlarını silkti. "Hakkımız olanı değil... belki de korktuğum şeyi."

Nilay’ın kalbi, bir anlığa durdu.

Aslan yavaşça ona doğru yaklaştı, dudaklarının arasından çıkan kelimeler buz gibiydi ama ağır çekimdeydi:

"Nilay... sana karşı olan hislerim aslında nefretten çok daha karışık."

Odada bir an için sadece nefes alışları duyuluyordu. Nilay’ın dünyası yavaşça kırılmaya başladı. Kendini korumaya aldığı zırhlar çatlamıştı; Aslan’ın beklenmedik itirafı, içinde kök salmış tüm duvarları yıkmak üzereydi.

Aslan’ın gözleri korku ve pişmanlıkla parıldarken, hafifçe eğildi ve devam etti:

"Seni yok etmekle tehdit ederken, aslında seni korumak istiyordum... Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum."

Nilay dili tutulmuş gibi, nefesinin gürültüsüne teslim oldu. Bu beklenmedik itiraf, yüreğinin tam ortasında bir bomba gibi patlamıştı.

Tam o anda, koridorun derinliklerinden ayak sesleri yükseldi. Hafif bir tıklama ve ardından boğuk bir fısıltı duyuldu:

"Zaman doluyor, Nilay."

Aslan başını sessizce kaldırıp kapıya doğru baktı. Gözlerindeki ifadede yeni bir savaş başlamıştı.

Nilay, üzerinde hem ölümcül bir sır hem de umut taşıyan bu adamla karşı karşıyaydı; kalbine saplanmış bu karmaşık iplikler arasında seçim yapmak zorundaydı.

Ve sahnedeki sessizlik, bir an için bile nefes almaya izin vermeden çöktü üzerlerine.

Kapı ansızın açıldı—ve...

---

Bölüm sonu.