Chapter 6
Kapıya vurulan sert tıklama sesi, Selin’in damarlarında dolaşan kanı aniden donmuş gibi hissettirdi. Nefesi, boğazına düğümlenmişti; içine dolan korku, yerini kızgın bir öfkeye bırakması için mücadele ediyordu. Gözleri yerinden kıpırdamadan kapıya kilitlenmişti. Kimdi o? İyi niyetli biri olabilir miydi? Yoksa Deniz Aslan’dan gelen, sessiz ve ölümcül bir mesajın habercisi olan ihanetin ta kendisi mi?
Selin’in parmak uçları hafifçe titriyordu; o an, elini kapıya doğru uzatıp yavaşça tokmağı çevirdi. Bir anlığına kapının arkasındaki sessizliğin derinliğinde kayboldu onun tüm cesareti. Nefesini düzenlemeye çalıştı, birkaç saniyenin ardından derin bir “gel” işaretiyle kapıyı araladı.
Karşısında, Deniz’in en güvendiği adamı Belgin vardı.
Belgin... Selin’in hayatındaki en karmaşık figürlerden biriydi. Dışarıdan bakıldığında sadece bir yardımcı, sadık bir dost ama gerçekler çok daha karanlıktı. Gözlerinin içindeki parıltı, maske olarak taktığı güvenilirlikten çok daha fazlasını fısıldıyordu. Selin’in kalbi, aniden topuklarına indi.
“Belgin?” diye fısıldadı zar zor, aralarındaki havanın aniden değiştiğini hissetti.
Belgin’in yüzünde alışılmadık bir ifade vardı—ne öfke ne de üzüntü; tamamen hesaplanmış, soğukkanlı bir duruş. Kısa bir an için Selin’in yanında duran değildi, adeta karşısındaydı.
“Selin, konuşmamız gerekiyor,” dedi usulca. Sesi sertti ama vurucu bir mizansenin başlangıcı gibiydi. “Şu an burada ne olduğunu anlamalısın.”
Selin birkaç adım geri çekildi, sanki belirsizliğin omuzlarına bindiği o soğuk gece rüzgarı onu itiyormuş gibi. “Ne konuşacağız, Belgin? Sonra ne istiyorsun benden?” diye sordu. Kalbindeki buzlar, korkudan öfkeye çevrilmek üzereydi.
“Deniz’in planları sandığından çok daha derin,” dedi Belgin. “Ve maalesef, senin sırrın artık güvende değil.”
Bu cümleyi duyduğunda, Selin’in tırnakları avuç içlerine battı. O sır, ailesinin intikamının da ötesinde, baraj kapaklarını açacak kadar yıkıcıydı. Sessiz bir çığlık kalbinde yankılandı ama ağızından kelimeler çıkmadı. Sadece gözleri, karanlığa bakan cam gibi donuklaştı.
Belgin adım attı, kapının hemen bitişiğinde durdu. “Deniz bunu öğrenirse... seni yer bitirir,” diye ekledi anlam yüklü, “Ve ben bunu yapmamı istemediğin için ortadayım.”
Selin, dimdik durmaya çalıştı ama dizleri hafifçe titredi. “Sen... bana yardım etmek için mi geldin, yoksa sona götürmek için mi?” diye sordu, sesi artık daha fazla koruma kalkanı olmadan kırılmaya başlıyordu.
Belgin’in kaşları aniden kalktı, ironinin ince bir kıvılcımı gözlerinde parladı. “Bazen en büyük kurbanlar, en soğukkanlı hamlelerin içinde saklıdır,” dedi. “Ama bunu sana anlatacak zamanımız yok. Kimseden şüphelenmeden, tek başına hareket etmelisin.”
Selin’a geri çekilirken, odanın en sol köşesindeki eski masanın üstünde duran, küçük siyah bir USB sürücüsünü işaret etti. “Bunu bulmalısın. İçindekiler her şeyi değiştirecek. Ama dikkat et, peşindekiler var.”
Kulaklarına inanamadı. İnsanların niyetleri böyle mi değişiyordu? Bir zamanlar yemin etmiş dost, şimdi gizlice kalbini bıçaklıyordu. İçinde, yıkılmakla ayakta kalmak arasında kıvrandığı o kısacık an, evrenin kendisi bile nefesini tutmuş gibiydi.
Kapı hafifçe kapandı. Selin, arkada kalan hissiz sessizlikle baş başa kaldı. Ellerini yumruk yaptı, tırnakları derisinde acı bir iz bırakırken, soğuk terler alnında birikti. Bu yalnızca başlayanın bir sonraki hamlesi olacaktı. Deniz’in gölgesi her yere sızmış, Selin’in en saklı sırrını orada, o karanlık köşelerde avlamaya hazır bekliyordu.
O gece, İstanbul’un karmaşık ve dışarıdan büyüleyici yüzü ardında, başka bir oyun daha başlamıştı — ölümcül ve yakıcı.
---
Deniz, Boğaziçi Köprüsü’nün beton bariyerlerine yaslanmış, gözlerini şehrin ışıklarına dikmişti. Telefonunu çıkardı ve ekrana baktı; karşısında beliren isim, yıllardır ona en çok güvenen adamının adıydı: Belgin.
Mesajı açtı. İçinde sadece bir cümle vardı:
“Selin’in sırrını öğrendim.”
Soğuk bir rüzgar geçti omuzlarından. Deniz’in çizdiği planlar, şimdi daha da keskinleşiyordu. İntikam ateşini körükleyecek bu bilgiyle, oyundaki hamleleri değişmeye başlamıştı bile.
Bir anlığına, yüzünde ince bir gülümseme belirdi. “Zamanın geldi,” dedi kendi kendine, “Ve her şey ortaya çıkacak.”
---
Son
(Devam edecek...)