NoveliqaDiken Üstündeki Aşk / Geçmişten Yankılar :0%
Log in

Chapter 4

Geçmişten Yankılar

Ayak sesleri sona erdi; az önce kaçan gölgeler yerlerini soğuk tarafa bıraktı. Selin, terlemiş ellerini gömleğinin önüne bastırarak derin bir nefes aldı. İstanbul’un nemli havası ciğerlerine doluyordu; kalbindeki kıpkırmızı aleve rağmen dünyası bir an için dondu. Gözleri, hâlâ kapı aralığında kalan o siyah gölgeye takılı kaldı. Deniz Aslan…

Her adımı, yıkılan bir duvarın ardından süzülen rüzgâr gibiydi. Yakan bir rüzgâr. İçinde, yıllardır bastırdığı bir şeyler kıpırdanmaya başladı, titreşimleri derinlere indi, kemiklerine ulaştı.

Yaşadığı apartmanın karanlık koridorunda tek başına kalakaldı Selin. Gözlerinde birikmiş lanetli sözlerin acısı vardı. Ama asıl mesele, Deniz’in “yaşamaya devam ediyorum” dediği o meydan okumaydı. Cesur ve tehlikeli. İntikamı diriltmek isteyen biri.

O esnada Selin’in telefonundaki melodi yankılandı. Ekrana baktığında, adı ona terapi kadar iyi gelen bir isim parladı: Elif. Bir nefes aldı, parmakları titredi, sonra aradı.

Telefondaki sesinden, Elif’in yüzündeki sakinlik ve gizli endişe hemen anlaşılıyordu.

“Selin… Her şey yolunda mı?” Selin'in dudaklarından ağır ağır çıktı kelimeler: “Hayır, değil. O adam... Aslan. Olaylar kontrolden çıktı. Beni buldu.”

Elif’in sesi biraz daha yumuşadı, ama altında taşan kararlılığın ipuçları vardı. “Biliyorum. Dün gece beni aradığında hissetmiştim. Bir şeyler değişiyor. Sana daha önce söylemem gerekenler vardı ama zaman yoktu...”

Selin’in kaşları çatıldı. “Ne demek istiyorsun, Elif? Neyi saklıyorsun benden?”

Telefonun ucundaki sessizlik uzun sürdü. Sonra, saygıyla karışık, ağır bir itiraf geldi:

“Selin, aile geçmişinle ilgili... bazı gerçekler var. Senin bildiğinden çok farklı. Babandan bile gizlendi. Ben, o sırrın saklandığı yerin bekçisiyim aslında.”

Kalbi iğne deliği gibi inceldi. “Ne demek bekçi? Ne saklıyorsun?”

“İçin rahat olsun diye değil ama… senin geçmişin, sandığın kadar temiz değil. Aslında o karanlık gece, babanın intihar ettiği o akşam, yaşananlar çok daha karmaşık. Deniz’in ailesiyle kesişen birkaç gizli olay var. Senin üzerine kurulan oyunlar sadece yüzeyde. Gözlerinle görmediğin şeyler var.”

Selin, yerdeki minik çatlakları izlerken elleriyle saçlarını düzeltti; içini azgın bir fırtına kaplamıştı. Bu, yıllarca kendini inandırdığı masallarla çatışan bir gerçekti.

“Yani ailemin onurunu korumak için savaşırken aslında neyi savunuyorum?” Elif, derin bir nefes aldı. “Bilmiyorum. Ama sana güveniyorum. Ve sana yardım etmek istiyorum. Geçmişini açmalısın, Selin. Yoksa onun seni yutacağına eminim.”

Gözyaşları kayıplara karışmadan Selin’in sesi kararlıydı. “Saklayamam artık. O kapıyı açacağım ama korkuyorum, Elif. Hem Deniz’den hem kendimden.”

“Ve ben yanındayım. İlk adımı birlikte atalım.”

Hat kapandı ama Selin’in kafasındaki yapboz tamamlanmamıştı. Aksine, daha fazla parça kayboldu. Karanlık odasına çekildi, yerdeki eski fotoğraf albümünü açtı. Babasının güçlü, gururlu pozları, annesinin narin gülüşleri... Bir resmin üzerinde durdu; birkaç kağıt parçası arasında sararmış bir mektup vardı yarı görünür.

Hafif bir titremeyle mumu yaktı, ışık dalgaları üzerinde kıpırdarken okudu satırları:

“Selin, seni korumak için bazen yalanlar söylemek zorundayız. Beni affet...”

Birden kapı çarptı. Yan odadan gelen gürültü, Selin’in kalbini boğuyordu. İnanmak istemediği bir ses duydu: “Senin iç dünyan artık bizim işimiz, Selin. Kimseye güvenme, en yakınında bile ihanet olabilir.”

Bir an duraksadı ve arkaya döndü. Karşısında beliren Elise vardı; en güvendiği sır saklayıcısı, sırdaşı… Gözlerinde zamana meydan okuyan bir soğukluk.

“Nasıl…?” üzerine titreyen sesle sordu Selin.

Elise hafif bir tebessümle yaklaştı; o gülümseme sadece sevgi değil, satranç tahtasında bir hamle, bir tuzaktı.

“Sana karşı hissettiğim şey kadar gerçek bir ihanet olabilir mi? Bana inanma, Selin. Bugün öğrendiğin her şey, daha fazlasının sadece başlangıcı.”

Selin’in kalbi buz kütlesi gibi dondu, boğazı kurudu. Önündeki dünyada yeni düşmanlar, eski sırlar ve tanımadığı gerçekler vardı.

Ve kapı ardında atılan o son adım, bir sırrın yok oluşu mu, yoksa ölüm kalım oyununun başlangıcı mıydı?

Bir an bile tereddüt etmeden, Selin önünü görmek için en karanlık dehlizlere inmeye hazırdı. Ama o anda, içindeki taşan fırtına, sadece daha yeni başlamıştı.

---

Londra’dan gelen yeni mesaj sesi, Selin’in telefonunda çaldı. Ekranda beliren isim: Deniz Aslan. Mesajda tek satır vardı: “Her ihanette yeni bir kapı açılır. Sen hangisini tercih edeceksin, Selin?”

Kelimeler, boş sessizliğe düşen bir bomba gibi patladı.

Selin, kalbini sol yanından kavururken, derin bir nefes alıp cevap yazdı: “Gelin bu kapıyı birlikte açalım.”

Ve elleri yeniden titremeye başladı. Bu kez korkudan değil, meydan okumadan.

---

Son (Devam edecek...)