Chapter 17
İstanbul gecesi, inceden yağan çiselmeyle daha da kararmıştı. Deniz’in dudaklarından dökülen sözler, Selin’in kalbine saplanan bıçak gibi parladı hâlâ. Güvende olduğunu düşündüğü, en yakın dostu Emre’nin sessiz onayı... Bu ihanetin gölgesi, birdenbire içini buz gibi sarıvermişti.
Selin, sahildeki küçük kafede başını ellerinin arasına aldı. Şehrin ışıkları, Marmara’nın üstünde titreyen hayaletler gibiydi. Rüzgâr, deniz kokusunu getirmiş, ama o, derinlerdeki zehirli sessizliği duymaktan başka bir şey yapamaz olmuştu. Parmaklarını birbirine kenetlerken, kalbi ritimsiz çarpıyordu. Gözlerinde, o an aniden yanıp sönen gerçeğin parçaları vardı.
“Emre...” diye fısıldadı kendi kendine, sesinin içinde korku ve öfke kırıntıları.
Kafeden çıkarken telefon çaldı. Ekrandaki isim Selin’i birkaç saniye tereddütte bıraktı. “Emre.”
Cebine doğru giden elleri titriyordu ama çağrıyı açtı.
— Selin, lütfen sakin ol, dedi Emre’nin sesi. Alçalmış, yumuşak ama içinde gizli bir direnç vardı.
Selin’in kelimeleri düğümlendi. “Neden... Neden onunla iş birliği yaptığını söyledin? Neden…”
— Anlamalısın, dedi Emre. Belki de tarihte anlatılan her şey sandığın kadar siyah ve beyaz değil.
Sesi, kafasında yankılanırken Selin yerinde kıpırdanmadan durdu. “Karanlık o kadar derinse, nasıl yırtılıp çıkarım? Sırların içinde boğulurken, kim bana, gerçeği gösterecek?”
Emre cevap vermedi. Sadece derin, uzun bir sessizlik... Sonra, soğuk bir cümle düştü telefondan:
— Çünkü artık aynı tarafta olmayabiliriz.
Çığlık atmak istedi Selin, ama tek kelime dökülemedi. Cebini kapatıp telefonu yerine koyarken, insanın en yakınındaki zehri yudumlamasının ne demek olduğunu iliklerinde hissetti.
---
Arkasında uzaklaşan ışıkları takip ederek yola koyuldu. Karanlık sokaklar, ağır ayak seslerinin üzerini örterken, zihnindeki soru işaretleri büyüyordu. Emre’nin ihaneti ne anlama geliyordu? Onu gerçekten koruyor muydu, yoksa Deniz’in yanında mıydı? Ya geçmişi, onu nasıl bu hale sürüklemişti?
Adımlarını hızlandırdı. Derin nefesler almaya çalıştı, soğuk hava akciğerlerine dolarken yanakları keskin bir üşüme hissetti.
---
O gece, gizli bir restoranın lüks masasında Emre ve Deniz buluştular. Kadehlerinin içinde parıldayan kırmızı şarap, yumuşak bir dille işlenmiş yalanların tınısını taşıyordu.
Deniz, emredici bakışını karşısındakine dikti.
— Çok risk aldın, Emre. Gerçekten hazır mısın?
Emre yavaşça gülümsedi. Gözlerinin arkasında saklanan gizemli karanlık, inanılmaz bir soğukluk yayıyordu.
— Bu yalnızca başlangıç, dedi. Selin’in geçmişi, sandığınızdan çok daha karmaşık. Ve biliyorsun ki, o sırrın açığa çıkmasıyla her şey değişecek.
Deniz, boş kalan kadehini masaya hafifçe bırakırken, yüzünde sert bir zafer ifadesi belirdi.
— Peki, sen neyden yanayasın, Emre? Selin’den mi, yoksa intikamımızdan mı?
Emre’nin gözleri bir an dondu. Ellerini birbirine kenetledi. Ardından yavaşça eğildi ve boğuk bir fısıltı geldi:
— Artık hiçbir şey kesin değil, Deniz. Bu oyunun içinde çıkarlar her şeyden önce gelir.
---
Selin, o gece evine dönerken hâlâ Emre’nin sözlerinin yankısıyla sarsılıyordu. “Artık hiçbir şey kesin değil...” Cümle, onun zihninde bir fırtına gibi döndü.
Kapıyı açıp içeri adım atarken, koridorun sonundaki gölgede Emre belirdi. İkisi arasında yanan sessizlik, yılan gibi kıvrandı odanın içinde.
Selin sertçe sordu:
— Neden? Gerçek niyetin ne, Emre? Kimden yana olacaksın?
Emre, gözlerini kaçırdı, sonra sevgiden daha ziyade hesapların karmaşası dolu bir ifadeyle cevap verdi:
— Seninle değilsem, onlarla değilsem... O zaman ne için savaşıyorum, Selin?
Tam o an, kapı ardında aniden bir tıkırtı duyuldu. İkisi de donakaldı.
Dışarıdan gelen seslerin gölgesi, yeni bir tehlikeyi müjdeliyordu.
---
[ DEVAM EDECEK… ]
#KaranlıkDost #İhanetinGölgeleri #DikenÜstündekiAşk #GizliSırlar #SatrançTahtası