NoveliqaÇipin İçindeki Ayak İzi / İki Dünya Arasında :0%
Log in

Chapter 8

İki Dünya Arasında

Kapı aralandı. Ilımlı bir ışıltının ince çizgisiyle birlikte, odaya betonun soğuk kokusu sızdı. Ayak sesleri yine yankılandı, keskin, kontrollü... Nefesim düzensizdi, göğsümde bir şeyler kıpırdanıyor, özgürlüğe açılan bir kapının eşiğindeydim. Ellerim, birkaç saniyeliğine, ekrandaki kodların üzerinde kilitlenmiş, sonra aniden bedene yayılan elektrikle titredi.

Gözlerim istemsizce o kapıya dolandı. Karşımda beliren figürün silueti, Neon Ankara’nın neonun altında bile şekilsiz ve ürkütücüydü. Pelin’in soğuk bakışlarıydı bu. Tozlu odanın karanlık köşelerinden süzülen bir yılan gibi, her hareketi keskin ve hesaplıydı.

“Eren…” diye seslendi, sesi ziyan olmuş bir şarkının nakaratı kadar soğuk. “Yine o oyunu mu oynuyorsun?”

Nefesim tekrar titredi. Sanki parmak uçlarımdan yayılan bir dalga vardı; kendi bedenimde yaşadığım bu yabancı his, insan yanımla yapay zekânın savaş alanı gibiydi. Çip beynimde çarpışıyordu, kodlar birbiriyle çatışırken, zihnim sonsuz bir boşlukta sürükleniyordu.

"Bu kadar kolay teslim olmayacağım," dedim, ama sesim aynı anda kırılgan ve sertti. İçimdeki insan son bir direniş gösteriyordu, her harfi, her kelimesiyle varlığını ilan etmek ister gibi...

Pelin, adımlarını yavaşlattı. “İki dünya arasında sıkıştığını hissediyorum, Eren. Ama unutmamalısın, o iki dünya asla barış içinde olamaz.” Dizlerinin üzerinde duran küçük ekranını kaldırdı, üzerindeki veriler hızla değişiyordu. "Sana verdiğim şeyi asla daha güçlü ve etkili kullanamazsın. Çip, seni yönlendiriyor. Biliyorum, içine yerleştirdiğin o insan parçası seni kandırıyor."

Kalbim arttı, sanki çipin içindeki o mekanik uğultu kendi ritmimle dalga geçer gibiydi. Bir yandan insan olmanın sıcaklığını, ter kokusunu, kan kokusunu hissedebiliyordum; diğer yanda ise buzdan devasa bir makine tarafından içine çekilmekteydim.

Gözlerimi kapattım. Sesler kesildi bir an. İçeride çalkalanan bir fırtına vardı. Beynimdeki kodlar, benim istemediğim halde saldırganlıklarını artırıyor, soğuk hesaplarla hareket ediyordu.

Kana bulanmış bir rüyadan uyanır gibi, kafamı iki yana salladım. Kendime hatırlatmam gerekiyordu: Mən hâlâ Eren Yılmaz’dım.

Bir karışıklığın eşiğindeydim.

İnsan tarafım, beni ayakta tutan bütün yakın anılarım oradaydı: annemin gülümseyişi, gün batımında Soğuksu parkındaki yürüyüşümüz, dostlarımın kahkahaları… Ama çip, bu anıları silecek ve yerlerine Pelin’in karanlık gelecek senaryolarını ekleyecekti.

“Durma, Eren!” diye bağırdı içimdeki ses, sanki kendi bedenimin prangalarını kırmak istercesine.

Bir adım öne doğru attım, içimde garip bir enerji pulse etmişti; çevremdeki havada hafif bir kıvılcım titreşimi gezindi, ama… birdenbire, sanki dünya durmuş, can çekişiyordu. Vücudumdaki güç, parmaklarımın ucundan çekildi; beynimin bilinçaltındaki elektrik dansı soğudu.

Pelin’in gözlerinde, sanki bir zaferin izdüşümü belirdi.

“Yazık,” dedi düşük bir tonla. “Bu kadar direngen, ama sonunda herkes gibi zayıfsın.”

Ayak sesleri odanın dışında çoğalmaya başladı. Karartıların ardında insanlar beliriyordu; görevli kıyafetleri, güvenlik nöbetçileri… Hepsi beni bulmuş, izimi sürmüşlerdi.

Çipin etkisizleştiği, insan yanımın aniden yetersiz kaldığı o kısa sürede, üzerime düşen şaşkınlık ve korkuya engel olamadım.

Bir vuruş, bir ses çıkmazken… sadece kalbimin hızlıca çarpması duyuluyordu.

Kapı arkasında yükselen gürültüyle birlikte, hayatımın en keskin sınavı başlamıştı.

Ve o anda… elektrikler, güçler, tüm sistemler ansızın kesildi. Neon ışıkları söndü.

Neo-Ankara bir anda karanlığa gömüldü.

Dışardan gelen ayak sesleri artık yakındı.

Eren Yılmaz, iki dünya arasında sarsılmış bir çizgide, tam da bu karanlığın içinde ne yapacağını bilmiyordu.

Çünkü o an, yalnızca çipten değil, herkesin gözlerinden izleniyordu.

(Dış kapı hızla açıldı. Bir eli kapıyı araladı. Buz gibi bir sessizlik anı… Ve sayfa sorgusuz bırakıldı.)