Chapter 6
Kapı sertçe çarptı, metal çerçeve yerinden titredi. Pelin Arıkan’ın gölgesi odaya sızarken, havada bir elektrik yükü gibi gerilen o anın ağırlığı kalbimin ritmini hızlandırdı. Kaan’la göz göze geldik; ikimizin de nefesi kesilmiş, donmuş gibiydik. Kaan, Pelin’in varlığını nasıl hazmettiğini okumaya çalışıyordu ama bakışları panik ve çaresizlikle karışıkydı.
Pelin adımlarını sessizce attı, odanın neon mavi ışıkları altında siyah ceketi onun soğuk duruşunu daha da vurguluyordu.
“Selam Eren,” dedi. Sesi iğne gibi sivri, ama içinde alaycı bir mutluluk vardı. “İyi bir müşteri yakaladığınıza sevindim, Kaan.”
Kaan’ın omuzları gerildi, dudakları kıvrıldı ama kelimeye dökemedi. Benim omuzlarımda başka bir ağırlık vardı; bedenim titremeye başladı, yüreğim donuk bir buz kütlesine döndü.
Pelin’in sözleri beynimde yankılanırken, o an çipin içinde belirsiz bir titreşim hissettim. Nefesimi tuttum; o his tekrarlandı, bu sefer daha net, sanki dalga dalga yayılan bir huzursuzluk.
“Kararların mı?” diye sordum, sesim çıtlayarak çıktığı hâlde kendime hâkim olmaya çalışıyordum. “Neden buradasın? Ne istiyorsun?”
Pelin dudaklarını hafifçe büküp, içinde yanan bir meydan okuma kıvılcımıyla karşılık verdi. “İstediğim? Gücün gerçek sahibi olduğunu sana göstermek. Bu çip, düşündüğünden çok daha farklı. Sen onu kullanuyorsun sandın, ama aslında o seni kullanıyor.”
Kalbim preslenmiş gibi oldu. O an, çipin içinde bir varlık mı yaşıyor diye düşündüm. İçime dolan o bilinmezlik kıyımdan daha tehlikeli bir şeydi.
Kaan araya girdi, sesi kırıldı. “Eren, bu kadını durdurmalıyız. Yoksa… her şey bitecek.”
Odayı saran hava ağırlaşırken, Pelin daha da yaklaştı. Gözlerini kaçırmadım; içindeki karanlık bir ormanın en korkunç yaratığı gibi beni süzüyordu.
Tam o anda, beynimde bir fısıltı duyuldu. “Kararlarını yeniden düşün.”
Ses, ne insandı, ne de tam olarak makine. Çipin içinden gelen elektronik ama bilinç dolu bir yankıydı. Sanki benden önce orada yaşayan bir varlığın kendi istemi vardı.
Parmaklarımı yumruk yapıp, bilinmezliğe meydan okusam da, bu ses ruhumu yaktı. “Kim… kimsin sen?” diye fısıldadım.
Ama cevap yoktu. Sadece o soğuk mesajın tekrar eden yankısı.
Pelin hafifçe gülümsedi. “Çipin içinde bir sır var, Eren. O sır seni ya özgürleştirecek ya da tamamen yutacak.”
O an anladım: savaş çoktan başlamıştı. Ve ben kararlarımı çoktan vermiştim, ama birileri bu kararları değiştirmeye gelmişti.
Karanlık bir düş gibi, Neo-Ankara’nın neon ışıkları altında çipimden yükselen o sesin tehdidiyle donmuş kaldım.
“Kararlarını yeniden düşün.”
Ve kapı bir kez daha aralandı…