NoveliqaÇipin İçindeki Ayak İzi / KronaCorp'un Gölgesi :0%
Log in

Chapter 3

KronaCorp'un Gölgesi

# 3. Bölüm KronaCorp’un Gölgesi

Soğuk hava ciğerlerimi delerken, Neo-Ankara’nın kör karanlığıyla bütünleşmiş sokağın sonunda durdum. Adımlarımın yankısı, ıslak asfaltta kahverengiye çalan neon ışıklarla parıldayan gölgeler arasında dağıldı. Kalbim hala deli gibi atıyor, avuçlarım terden kayıyor, ellerimi ceplerime sıkıca gömüyordum. O an, o soğuk, o ürperten boşluk… Her şeyden daha korkutucuydı. Kimsenin beni takip ettiğini bilmiyordum. Ama hissediyordum. Bir nefes, bir gölge, belki de ölümcül bir sessizlik vardı peşimde.

Sokağın ucundaki metal kapıya ulaştım. Gölgeler burada daha yoğundu; KronaCorp binasının silueti, bakanlıksal bir kalenin ağır ve umutsuz yükü gibi üzerimdeydi.

---

İçeri girdiğimde, hava klimasız, yapay bir soğukluk ile doluydu. Dirseğimle kapıyı ittirip, sessizce koridor boyunca ilerledim. Duvarlara monte edilen dev ekranlarda sürekli Kod kırmızı uyarısı dönüyordu: Güvenlik Seviyesi Maksimum.

Bir an için durdum. Çipin derinliklerindeki hafıza kırıntıları kafamın içinde dolandı. KronaCorp — sadece mühendislik laboratuvarı değil, aynı zamanda şehrin kalbinde kara bir deliğin adıydı. Pelin Arıkan’ın kurduğu bütün düzenin ta kendisi.

“Deneyin başarılı olması gerekiyor.” Kulaklarımda yankılanan o sessiz, soğuk ses bir kez daha zihnime çarptı.

Pelin. O ad, bıçak gibi keskin. Yaptıklarından şüphelendiğim ama yüzleşmeye cesaret edemediğim kişi. Dünya onun oyuncağıydı ve biz parçalarıydık.

---

Koridor boyunca ilerlerken, gölgeler daha da sıklaştı. Arkamdan yumuşak ama kararlı adımlar takıldı. Döndüm—ama kimse yoktu. Sadece raflarda sıralanmış, kırmızı ışıklı minik beyaz kutular: KronaCorp’un “Prototip Depoları.” Çip malzemeleri. İnsan bedenlerinin geleceği buradaydı. Tüylerim diken diken oldu.

Tam o anda dokunduğum kapı açıldı kendi kendine. İçeride, titrek ışıklar altında bir masa vardı. Üzerinde bırakılmış bir USB sürücü. İçi boş, ama kayıtsız kalamazdım.

---

Laboratuvarın eski bilgisayarına sürücüyü taktım. Ekran aydınlandı ve bir dizi şifrelenmiş dosya açıldı. İlk dosyaya tıkladım, adım adım ilerlerken, kendimi Pelin Arıkan’ın gizli toplantı görüntülerinin içinde buldum. Kamera görüntüsü bulanıktı ama odadaki atmosfer bir an bile gevşemiyordu.

Pelin, o soğuk ve korkutucu tonu ile konuşuyordu. “Eren Yılmaz için gerekli bir deney bu. Onu kaybetme lüksümüz yok. Bu çip, sadece bir teknoloji değil, insanlık tarihindeki en büyük silahımız.”

Kendi adımı duyduğumda bedenim saniyeler içinde dondu. Kafamdaki bulutlar dağıldı, yerini ölümcül bir kararlılık aldı. O an anladım: Ben deneyin ta kendisiydim. Artık ne insan ne makine, sadece bir denek.

---

Ekranda görüntü kesildi. Ancak kalbim hâlâ orada, o tanık olduğum saldırgan planın ortasında atıyordu.

Birkaç saniye sessizlikten sonra, bilgisayarın hoparlörlerinden, kaydın devamı geldi. Pelin’in fısıltısı, gözlerimi kapatmak istercesine gerçekti:

“Bu projeyi durdurmak isteyen herkes birer tehdit. Sen, Eren Yılmaz, onların arasında değil, biz... Bizim tarafımızdasın.”

Gözlerimin önünden kanepeye çöküp, kelimelerin altında ezildiğim uzun bir an geçti. Kalbim sadece bomba gibi değil; suyun altında boğulan bir adamın son nefesi gibiydi. Yalnız değildim. Ama düşmanlarım da çok yakındaydı.

---

Telefonum titredi. Mesaj geldi.

“Eren. Seni izliyoruz. Dikkatli ol. – A”

Salt ben değil, herkes izleniyordu. Kimdi “A”? Bildiğim tek şey; bu oyunun içinde ilerlemek zorundaydım. Ve tek çarem, KronaCorp’un karanlık sırlarını çürütmekti.

---

O anda sessizliği kesen bir tıkırtı duyuldu. Kapı çalındı.

---

Dışarıdan bir ses yükseldi, fısıltı gibi: “Gerekli bir deney...”

Ve kapı aralandı.

---

[#Devamı için nefesini tut.]