NoveliqaÇipin İçindeki Ayak İzi / Kayıp Anılar :0%
Log in

Chapter 2

Kayıp Anılar

Sirenlerin uğultusu, Neo-Ankara’nın karanlık sokaklarına adeta sinmişti. Kulaklarımda yankılanan o yırtıcı ses, beynimdeki çipin içinde gezinirken bir anda hatırlayamayıp kapkara bir pus gibi yutan anı boşluklarıyla yarışıyordu.

Ayakta durmaya çalışırken dizlerim aniden titredi; elim duvara değdiğinde soğuk tüketiciydi, neredeyse kemiklerime işliyordu. Derin, kesik kesik nefesler alıyordum; göğsümün içini bir ağırlık sıkıştırıyordu. Işıklar, neon tabelalardan sızan solgun kızıllarla titrerken, çevremi bulanık ve yabancı algılıyordum.

Çip, sanki içimde bir fırtına koparıyordu. Hafızamın silik sayfalarında gezinirken, netleşmeyen yüzler, duyumsanan ama anlam verilemeyen kelimeler, yitik bir dünyayı haber veriyordu.

“Eren…” Kendi sesim bile tuhaf ve uzak geliyordu. Bir ton belirdi, eski ve hantal gibi. ‘Bu kadar az mı kalmıştı bana?’ diye düşündüm. Çipin kıpırdanışları, zihnimi sarıyordu adeta.

Sokak lambasının ışığı, yüzümdeki ince ter damlasını hemen fark ediyordu. Parmaklarımı alnıma bastırdım, beynimin içinde kaynayan elektrik tellerini sanki hissedebilirim diye. Derinlerden gelen bir sızı yükseldi; kalpte atması gereken bir ritmin eksikliğini hatırlatıyordu.

Çipin etkileri arttıkça, sadece mide bulantısı ya da bedensel hisler değildi yaşanan; aynı zamanda zihnimde, belki göremediğim ama artık çok yakında farkına varacağım bir değişim vardı. Hatırlamak istediğim ama her defasında adeta bir perde çekilen anılar…

---

“Geriye dönmelisin.” Sanki biri fısıldıyordu kulağıma. Ama etrafta kimse yoktu. Gecenin sessizliği, sadece uzaklaşan siren sesiyle parçalanıyordu.

Adımlarımı hızlandırdım. Soğuk rüzgar, çipin içindeki titreşimlerle birleşince vücudumun her hücresini sarsıyordu. Kendi bedenimden bir yabancı gibi kaçmaya çalışıyordum. Kaldırım taşları altında derin çatlaklar vardı, tıpkı benim zihnimdeki yaralar gibi.

Anılar… Nerede kaybetmiştim onları? Çipin bana verdiği garip hayalet görüntülerin arkasına saklanmış gerçekler miydi bu? Ya da belki de çip, hafızamı bir yerlerden yok etmektense tamamen eski versiyonumu silip yenisini yüklemeye mi çalışıyordu?

Yüzümde yoğun bir kararanlık vardı. Hani o anılar… hatırlamak istediğin ama başaramadığın. Gözlerimi kapattım; zihnimin derinliklerinde açılmayı bekleyen bir kapı…

Ve biraz sonra, bir flaş şeklinde geldi görüntü.

---

birinden kaçıyordu… elleri kelepçeliydi. Soğuk bir odada, flüoresan lambasının titrek ışığı altında, metal bir masaya yüz üstü yatırılmıştı. Gözleri korkuyla büyümüştü; dudakları küçük bir çığlık çağırıyordu ama sessizdi.

Sonra başka bir karanlık sahne: Bir adam sessizce, ama amaçla yaklaşıyordu ona. Uzun beyaz laboratuvar önlüğü ve keskin maskesiyle, sanki her hareketini kontrol eden bir nyancıyı andırıyordu.

“Son bir kez, Eren…” Ses yankılandı, sesin sahibi birinden çok makineye benziyordu.

Birden, çekinmeden arkasına baktım. Her yanım tetikteydi.

---

“Dur!”

Arkamda, nefesim kesildi.

İnceldi gözümün önü, hafif varlık alımları belirdi.

Bir gölge, benden birkaç adım arkamda, karanlıkla aydınlığın arasında, tam yüzünü göremediğim biri.

Kalbim öyle bir hızla çarptı ki, sanki yeryüzü döndü, artık kendi eksenini değil, benim kalp atışlarımı takip ediyordu.

“Deneyin ilk başarısısın,” dedi o kişi.

Her kelimesi sanki bir metal bıçağın cildime dokunması gibiydi; soğuk ama keskin.

Adımlarını sessizce attı, gölgelerde kaybolmadan önce yüzü yansımaya değdi. Kadın.

Pelin Arıkan.

Nefesim boğulmadan önce sadece bir kelime dışında hiçbir şey çıkaramadım.

“Sen…”

Ancak arkasını döndürüp kayboldu. Ve ben orada donup kaldım, karanlığın içinde, anıların ve gerçeklerin arasında sıkışmış bir ruh gibi.

---

Çipin içindeki ayak izi, derinden daha derine, Kayıp Anıların karanlığında yeni ipuçları bırakıyordu.

Ama kim takip ediyordu beni? Ve daha da önemlisi, neden?

Gece henüz bitmemişti. Gölgenin sağladığı soğukluk, şehri daha da içine alıyordu.

Ve her adım, bilmediğim bir tehdidin, çok yakında beni bulacağını fısıldıyordu.

[#Devamı için nefesini tut.]