Chapter 13
Kapı aniden açılırken odaya dolan soğuk hava, Eren’in cildinde bıçak gibi gezindi. Karanlık koridorun çırpınan gölgeleri, Pulsar kabininde donuk yüzlere dönüşüyor, gözlerindeki korku ve belirsizlikle karışıyordu. Pelin’in dudakları kıvrılsa da, gözleri bir deniz fırtınasının ardından kalan enkaz gibi karmaşık, çözülmemiş gizemler taşıyordu. Eren’in kalbi göğsünde vurur gibi çarptı; zamansız bir sessizlik, gerilimi katlanarak yükseltti.
“Ne... ne istiyorsun?” Eren’in sesi, boğuk ve kırılgandı. Ancak daha önemlisi, içinde artık geri dönüş olmadığını bilen bir kararlılık saklıydı.
Pelin, ağır adımlarla ileriye doğru bir adım attı. Parlak neon ışığın altında, yüzündeki soğuk maske inceldi, yumuşak bir kıvrımla alaycı bir gülümseme belirdi. “Gerçekler... Onlar daima açığa çıkmak ister, Eren.”
O andaki elektrik kesintisiyle beraber, odanın dört bir yanından neon lambalar titrek titreşmeye başladı; alaca karanlıkta sanki gölgeler dans ediyor, her adım yankılanıyor, zaman yavaşlıyordu.
Gözleri saplanmış gibi Pelin’i süren Eren, içindeki ayazla mücadele ediyordu. Aniden, cihazın hafif bir bip sesi duyuldu, çipin kendine has ritmi... Bir uyarı mıydı? Yoksa bir çağrı?
Fırtınalı düşünceler içinde, odadan fısıltılar yükselmeye başladı. Tıpkı zihinlerine sızan bir haksızlık gibi; sibernetik kulaklıklarından koridorun derinliklerinden gelen isyancı sesleri yankılanıyordu. Anahtarı tutan o genç parmaklar, şimdi bir ihtilalin ateşini yakıyordu.
Tüm bu kaosun içinde Eren, korkunun buzlarını kırmaya hazırlanan inatçı bir kararlılık keşfetti. Bu hem onun savaşıydı, hem de bir insanın makineye karşı dokunulmazlık mücadelesi.
“Harekete geçmeliyiz. Şimdi.” Eren’in sesi dışarı attığı bir bomba gibiydi.
Pelin, bir anlığına tereddüt etti; sanki zıttı bir dünyadan kopan iki güç asılı kaldı zamanın o ince çizgisinde.
Bir ışıltı belirdi Eren’in gözlerinde, adını istemeden fısıldayan umutla dolu: “Karanlık, bazen en güçlü silahımız olur.”
*
Kronacorp’un devasa gökdelenleri, Neo-Ankara’nın puslu gece sularında birer deniz feneri gibi parlıyor, metal devlerin surlarını süslüyordu. Eren’in gizli buluşma noktası, eski bir metropolitin virane tünellerindeydi. Peş peşe yankılanan ayak sesleri, darbelenen makineler ve fısıltılar; hepsi bu gece için atılan adımların işaretleriydi.
İsyancıların üyeleri, yağmurdan ıslanmış gece giysileri içinde, gözlerdeki kararlılık ve ışıl ışıl yanıyordu. Gözleri, Eren’den aldıkları emirle dolu; her biri kendini KronaCorp’un zulmüne karşı siper edecek kadar gözü karaydı.
Eren, sarsılmaz adamlarından oluşan bu kafileye döndü. Yüzünde yalnızca savaşın soğukluğunu değil, bir liderin sıcaklığını da taşıyordu.
“Görev net. KronaCorp’un ana veri merkezine sızacağız, çip kodlarını ele geçireceğiz. Ve Pelin’in planlarını yerle bir edeceğiz.”
Bir anda saygı ve heyecan dalgası yayıldı. Fakat herkesin aklında dönen sorular vardı. Karanlıkta, kim sadakatsiz? Kim parıltılar arasına hainliği sakladı?
Onuruyla, ayak izleri batan topraklarda yürürken, sessizliğin zincirlerini kırmaya yemin etmişlerdi.
*
Gizemli bir sessizlik, tünellerin içinde yankılanırken, kapı bir kez daha sürüklendi; attenlerden biri, titreyen parmakları arasındaki iletişim cihazını susturdu.
“Gözler açık olsun,” dedi Eren, etrafını tararken. “Bu sadece bir operasyon değil, aynı zamanda bir test.”
Ay ışığının ince kuyruğu, yıkık duvarlarda kendini zar zor gösterirken, bilinmeyen çatlaklardan sızan soğuk hava, nefesleri donduruyordu. Her nefeste, huzursuzluk daha da büyüyordu.
Derken, kalabalık dar bir geçide girdiği anda, uzaktan bir alarm sesi yükseldi; mekanik tıkırtılar, kapıların devreye girdiğini haber veriyor, koridor boyunca boyunca haykırıyordu: “İzin verilmez! İzin verilmez!”
Panik, gecenin karanlığını yarmış; isyancılar arasında huzursuz gürültüler arttı.
Eren, gözlerini büyük bir azimle kısıp bağırdı:
“Dağılmak yok! Planı uyguluyoruz. İleri!”
Ama tam o sırada, aralarından biri, en güvendikleri isim, gözlerinin içindeki tereddütle sarsılmış gibi aniden durdu.
Bir adım geri, başka bir adım — ve ardından, beklenen ihanetin soğuk tokmağı geldi.
Eren, arkasında hissettiği karanlık, en derin yarasına saplandı. Gözleri, şaşkınlık ve ihanetin acı sıcaklığıyla karıştı. Çip içindeki ayak izi, şimdi kanlıdır; gölgelerin savaşında kime güvenileceği sorgulanmaktadır.
Ve dış kapı, kalbinin üzerine çarpan yıldırım gibi kapanırken, sadece sessizlik kaldı.
Bölüm burada kesiliyor...