NoveliqaÇipin İçindeki Ayak İzi / Sırlar Laboratuvarı :0%
Log in

Chapter 10

Sırlar Laboratuvarı

Dış kapıya yaklaşan siluetin gölgesi, loş koridorun duvarında ürkütücü bir uzunlukla bükülüp kıvranıyordu. Eren, kalbindeki vuruşları kulaklarında uğultuya dönüştürülmüş halde, nefesini tutmuş, sibernetik çipin hafifçe attığı ritmi dinliyordu. Metalik bir soğukluk, tenini sarmış, vücudunun her bir hücresine sinmişti.

Gözleri, kapının aralanmasıyla ışığın hışmına maruz kalmadan önce, gölgeler içinde şekillenmeye başlayan o tanıdık silueti seçmeye çalıştı. Annesi... Pelin. Yüzündeki ifade ise, gelen sesin cılız tedirginliğiyle uyumsuz bir soğukluğu taşıyordu.

Eren’in dudakları kıpırdadı. Uzun zaman sonra, belki de ilk defa, kelimelerden kaçan dedikodulardan, eğreti yarım cümlelerin ve sırların kalbinde bir karşılık bekliyor gibiydi. Ama ağzından çıkan sadece bir fısıltıydı: “Anne...”

Pelin yavaşça içeri girdi, adımları neredeyse hiç ses çıkarmadan yankılanıyordu. Üzerinde sibernetik işaretleriyle parlayan koyu mor bir laboratuvar önlüğü vardı. O, sadece bir anne değil, aynı zamanda KronaCorp'un karanlık labirentlerini yaratan devin en keskin bıçağıydı.

Eren, aralarındaki mesafede gizlice yükselip alçalan o belirsiz gerginliği derledi içinde. Pelin’in gözlerindeki ışıltı, çipin karanlık sırlarının ve kendi içinde yatan bilinmezliklerin ağır yükünü taşıyordu.

“Burada ne yapıyorsun, Pelin?” diye sordu Eren, sesi titreyerek, ama içinde beliren cesaretle. “Bu laboratuvar... Senin sırların... Beni neden buraya getirdin?”

Pelin, durdu. Elleri cebinde, hafifçe eğilen boynu, yılların sürüp gelen sırlarını saklamak için son direnişi gibiydi. Yüzündeki ifadesi, kırılganlığın ve demir gibi bir iradenin aynı anda dalgalandığını gösteriyordu. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra, pelin başını hafifçe sola eğip şöyle dedi:

“Eren... sen sadece bir çocuk değilsin. Sen benim başarısısın, ama aynı zamanda... başarısızlığımın da bir parçasısın.”

Kelimeler rüzgar gibi odanın içinde savrulurken, Eren’in aklından ve belleğinden yılların karanlığı bir anda su yüzüne çıktı. Çipin içindeki anılar, yorumlanamamış hatıralar gözlerinin önünde dans etti. Kedisinin göz kırptığı o eski akşamlar, kaybolan anılarla gölgelenmişti.

“Başarısızlık mı?” diye sordu Eren, yutkunarak. “Sen beni neden yarattın? Ben neyin parçasıyım?”

Pelin’in gözleri yerinden oynuyor gibiydi. Fakat onun yanında neredeyse mekânın içinde kayboluşu kadar derindi. Ellerini havaya kaldırıp avuçlarını Eren’e doğru açtı. Duyduğu çaresizlik, soğuk laboratuvar ışıklarının altında bile bir an için canlı ve gerçekleşmişti.

“Sen... hâlâ anlamıyorsun. Burada, bu laboratuvarda, milyonlarca insanın kaderi yazıldı. Çip, sadece bir başlangıç oldu. Sen o başlangıcın son noktası, ya da kırılma anısın. Eğer başarabilirsek, insanlığın onurunu kurtarabiliriz. Ama bunu anlaman için önce... gerçekle yüzleşmen gerek.”

O anda, odanın köşesinde, zayıf mavi bir ışık parladı. Eren, refleksle o yöne yöneldi ve yapay zekanın uyarı mesajını gördü. Ekranda, titrek harflerle, tek cümle belirdi:

“UYARI: Anneniz ile temas, kritik sistem çakışmasına neden olabilir. Acil müdahale gerekiyor. Şimdi çıkmalısınız!”

Eren’in kalbi, sanki bir kez daha duracakmış gibi hızlandı. Pelin’in yüzündeki ifadede, hafif bir barış ve aniden yerini alan bir soğukluk vardı. İkisi de fark etmişti; buradan biri, ya da belki ikisi de rahat çıkamayacaktı.

Pelin alevli gözlerini Eren’in gözlerine dikip, bütün sessizliği bozdu: “Eren, bu defa ya benimle yürürsün, ya da... yok olursun.”

Ve kapıların arkasından koridorun boyunca yankılanan ağır adımlar yükseldi. Eren nefesini yutarken, zamanın ona karşı savaştığını daha derinden hissediyordu.

Sayfa, nefes kesen bir sessizlikle, acı dolu bir beklenti bırakarak kapandı.