NoveliqaBinlerce Sabah: Döngü Dedektifi / Etkileşim Dalgalanması :0%
Log in

Chapter 6

Etkileşim Dalgalanması

Altan'ın gülüşü ekrandaki parmak izinin üstüne bir bıçak gibi oturmuştu; soğuk, kazıyarak parlayan bir çizgi. Leyla bir adım daha geriye çekildi; ayak ucu parke zemine hafifçe takıldı, nefesi göğsünde durdu.

"Ne yaptın?" dedi Leyla. Sesi camdan sekilmiş bir taş gibi keskin çıktı. Ellerindeki tabletin kenarına tırnaklarını geçiriyordu; o çizik ses bile gerilimi büyütüyordu.

Altan, ekrana bakarken bir anlığına gözleri dalga dalga küçüldü. Işıktan iki küçük simsi mavi hilal gibi parıldadı. "Başlattım," dedi. Kelime havada durdu, ağırlaşdı.

Leyla, "Başlattın mı? Kimin izniyle?" diye çıkıştı. Sözleri arasında gece boyunca biriken yorgunluk ve korku vardı. "Bunu biliyor musun—bunu durduramazsın Altan. Etkileşim Dalgalanması... senin... biri silinebilir."

Altan'ın gülüşü gece lambasının camında daha da çekikleşti. "Biliyorum." Sesi ince bir tel gibi gerildi, sonra koptu. Parmaklarını cebine sokup yüzünü ovuşturdu; teninde kahve ve metal kokusu karıştı.

Ofisin camından Neo-İstanbul'un ışıkları yağmur sonrası parlak taş gibi kırınıyordu; reklam panoları ritimle göz kırpıyor, kulelerdeki zaman-sensörleri soğuk ışık dalgaları gönderiyordu. Döngü Dedektifliği tabelasının LED harfi arada bir söndü, yeniden canlandı.

"Sen... Altan, sen bunun nedenini söylemiyorsun," dedi Leyla. "Bize neden KOD ALT-01?"

Altan bakışlarını kaçırdı. Eylül'ün adı zihninin bir köşesinde tuz gibi eriyordu; hatırlamaya çalıştıkça parmak uçlarına kadar üşüme geliyordu. Cümleleri harf harf seçti. "Bir... ihtimal denemesi gerekiyordu." Sözleri hem itiraftı hem kapalı bir muhasebe. Her reset sonrası kaybolan anılarının suratı vardı arkasında; bu yüzden kendi yalanları bile ona yabancıydı.

Leyla tabletin ekranına bakıp parmak izinin üzerine tekrar baktı; yazı satırları titredi: PROTOKOL BAŞLATILDI: KOD ALT-01. Yazının altındaki zaman damgası sabaha dönük, kırmızı bir kalp atışı gibi tık tık ediyordu. "Biri silinecek," diye fısıldadı Leyla. "Sen bunu hepimiz için yapamazsın."

Altan gözlerini ona çevirdi. "Eylül'ü geri getirmek için başka yol yok." Ama sesindeki inat, bir çocuk kadar kırılgandı.

Bir an sessizlik düştü. Sonra ofis kapısına bir tıkırtı geldi; cam kapı bürosunun koridoruna açılıyordu. Tevfik içeri sallanırken cebinden aralıklı olarak elektronik sigarasının dumanını üfledi.

"Ne oldu?" dedi Tevfik. Burnunda gece sokaklarının kokusu vardı; kızarmış kestanenin, yağlı tavaların karışımı. "Mira'dan mı?" Gözleri ekrana takıldı, parmak izi üzerine. Sonra Leyla'ya baktı. "Altan mı?"

Altan başını hafifçe salladı. "Evet."

Tevfik bir süre ekrana baktı, sonra başını iki yana salladı. "Delilik bu. KOD ALT-01—o... o kod neredeyse hiç görünmez." Tevfik, eski polis memurundaki refleksle bir şeyleri kontrol etmek için masanın üstündeki analog defteri çekti. "Mahalledeki dosyalara bakın. Aynı gece başka bir anomali daha vardı: C-Blok, daire 4. Neredeyse her sabah aynı insanın profili kaydı düşüyordu." Sesi yumuşadı ama tüyleri diken diken etmişti.

"Selami," dedi Leyla. "73 yaşında. Çaycıydı. Bizi işletti. Dün gece saat iki civarı senin programınla veri akışında uğraşmıştı."

Altan, Selami adıyla bir resim çağırdı zihninde: sol yanakında sigara lekesi, gözünde ara sıra kaybolan hafıza boşlukları, her sabah sabunlu suya batırdığı bardağın kenarı. Bir çınar gibi yavaş ama güvenilir. "Onu bekleyelim," dedi Altan. "Eğer gitti—gerçekten gitmişse—sorumluluk bambaşka bir boyuta geçecek."

Bu sözcüklerden sonra kimse bir şey söyleyemedi. Dışarıdaki yağmur, reklam panolarının hafifçe titrettiği ışık oyunlarına vuruyor; kulelerden düşen ince bir elektronik uğultu ofisin camına çarpıyordu.

Onlar C-Blok'a doğru yürüyeceklerini bile unutmuş gibi, apar topar montlarını aldılar. Sokaklar gece yarısı ile sabah arasındaki ince çizgideydi; yolda kalan çöp konteynerleri ve tabla satıcılarının katlanmış tezgahları arasından geçtiler. Her adımda bir dükkânın hologramı yüzünü çevirdi; "Hafızanı sat, bugünü satın al!" diyen bir reklam, onların gölgelerinin üstünden atladı.

C-Blok'un kapısı paslıydı. Giriş katında bir ışık vardı; camından bir çorba tenceresinden çıkan buhar sızıyordu. Ancak daire 4'ün kapısı hafifçe aralıktı. Leyla parmağıyla yuvarlak bir çizgi çekti; "Bu kapı kapalıydı dün," dedi. "Selami evine kapanır, anahtarını içeride bırakmazdı."

İçeri girdiler. Daire küçüktü; mutfakta hala yarım bir çay bardağı masada duruyordu. Ancak bardaktaki çay soğumuş, yüzeyinde ince bir film oluşmuştu. Tevfik elini bardağın kenarına götürdü, metal soğukluğunu hissetti ve geri çekildi. "Kimse burada olmamış gibi," dedi. Sanki Selami son bir çayını içip uzaklaştıktan sonra, ev kendi kendini toplayıp beklemiş gibiydi.

Altan, duvardaki eski bir çerçevedeki aile fotoğrafını parmağıyla itti; arka planda Selami gülümsüyordu. Fotoğrafın sağ alt köşesine bakarak eskitikçe kabaran yazıyı okudu: SELAMI ÇELİK. Ancak yazı bir anlığına ufak bir titreme yaptı, mürekkep dalgası gibi yayıldı—ve bir an sonra düzgün bir çizgiyle kapandı.

Leyla fotoğrafa dokundu. "Ne..." Sesi düşük, korku karışık.

Altan tabletini çıkardı ve bina girişindeki blok defterini açtı. Eski usul, fiziksel; girişlerdeki imzalar, kiracıların adları, tarihler. Defterin sayfasına gelip baktılar: Daire 4 —— Selami Çelik. İmza dün gece 23:58. Ancak altındaki satırda bir boşluk vardı; bir silinti izi var gibi, fakat kağıda uygulanan silgi izi değil, daha çok kağıdın kendisinin eriyip gittiği bir iz.

Tevfik elini defterin üzerine bastırdı. "Sistemsel değil," dedi. "Bu elle dokunulamayacak bir yolla yapıldı."

Altan, cihazını bağladı sisteme: bina güvenlik kamerası arşivleri, mahalle manifestosu ve belediye küçük prosedür kayıtlarına erişti. Video oynatıldı: Selami, gece yarısına yakın elinde bir poşet içinde ekmeklerle kapıdan çıkıyor. Bir-iki adım atıyor. Kamera bir çıtırtı yapıp dalgalanıyor, görüntü zerre zerre yağmur damlaları gibi dağılıyor. Sonraki karede aynı koltuk, aynı poşet ama insanlar yerine yalnız bir boşluk. Kamera çekimde anlık bir boşluk var, ardından başka bir silik figür görünüyor—birkaç saniye, sonra o da yok.

"Bu bir temizleme," Leyla fısıldadı. "Etkileşim Dalgalanması... veri konsolidasyonu. Sistem anında bir varlığı yok sayar; fiziksel izleri görebiliyoruz ama kayıtlar onaylamıyor. Onların dünyanın hafızasından—resmi hafızadan—çıkarılması gerekiyor."

Altan ellerini ovuşturdu. İçinde buzlu bir elin dolaştığını hissetti. "Peki neden sadece o?" dedi. "Neden bazen insanlar kalıyor, bazen gitmiyorlar?"

Tevfik monitöre bakarken dudaklarını büzdü. "Çıktılarındaki etkileşim ağı. Bu adamın etkileşim grafiği çok küçük. Az sosyal, az verimli... Hafıza pazarının optimiği onları 'maliyetsiz' görür. Mira'nın algoritması, ekonomiye en az zarar verecek silme seçeneklerini seçiyor."

Leyla altı çizilmiş bir kelime gibi Altan'a döndü. "Sen bunu başlattın," dedi. "Senin protokolün—mirasının—onun eksilmesine sebep oldu. Seni tanıyan en küçük dalgalar bile... birini direkt salgılıyor."

Altan nefesini tutup bıraktı. İçindeki batan his birden güçlendi; sanki bir çivi göğsüne saplanmıştı. "Ben... başka tür bir eşik açmak istedim. Dört yüz bin döngüde bir—Eylül'ü."

Leyla gözlerini kırptı. "Eylül mü? Sen... bunu neden söylemedin? Sen kendi adınla sistem başlatılmasına izin veriyorsun ama neden kendi kız kardeşin için ifade etmiyorsun? Bunu bize söyleme hakkın yok muydu?"

Altan cevap vermeden önce kapıdan bir uğultu geldi. Dairenin duvarındaki eski radyo kendi kendine bir frekansı taradı; mahalle duyuru hattı açıldı. "DİKKAT: C-Blok, Daire 4 ile ilgili Etkileşim Dalgalanması uygulaması tamamlandı. Kayıtlar konsolide edildi. İlgili veri kopyaları yeni merkezi veri havuzuna transfer edilmiştir. Soruşturma talebi için belediye hattını arayınız." Sözler soğuk, otomatik bir yüksek sesle verildi.

Leyla dudaklarını ısırdı. "Onlara kim isim verecek şimdi?" Soru, havada bir sigara dumanı gibi tüterken Altan'ın içindeki yanma daha da arttı.

Tevfik, binanın girişindeki eski panoya baktı; elektronik panel birkaç saniyeliğine cızırtı yaptı. Ardından yeni bir kartaca yüklendi: Daire 4 —— KAYIT: Tamamlandı. Sahibinin adı: (kaynak: bilinmiyor). Yüklü meta: "Anonim Konsolidasyon". Altan loglara baktı; verinin metadata'sında bir dizi hash içeren etiket vardı: MIR-KONS-2025... Bir anlığına, bir isim görünür gibi oldu, titreyip kayboldu.

"Anonim Konsolidasyon mı?" Leyla dudaklarını büzdü. "Yani resmi olarak bu adam hiç yaşamadı mı? Bildiğimiz bir hafızadan mı çıkardılar?"

Altan ellerini yumruk yaptı. Avuç içi içindeki damarlar belirginleşti. "Sistem bir boşluk açıyor," dedi. "Eğer bir isim doğrudan silinirse, ona ait fiziksel izler 'atanmaz'—yani kimin şu çayın kenarındaki izleri taşıyacağına dair bir referans kalmıyor. Sonra sistem, o izleri bir başka aktöre bağlayabiliyor. Hafıza pazarında veriler yeniden paketleniyor. İsimler—anlatılar—satılabilir hale geliyor."

"Hangi isim?" Leyla tırnaklarını bir kez daha yedi. "Kimin adıyla anılacak bu adam şimdi? Banka, devlet, sadece bir fon mu? Sen bunu onayladın mı?"

Altan cevap veremedi. Bilgisayarındaki bir satırın hızla değiştiğini gördü; bir yazı akıyordu, sonra durdu. Kaydın altında beliren bir ibare vardı: "YENİ TEMSİL: MÜTEVELLİT A. KALKAN."

O an sanki bütün odanın sıcaklığı düşüverdi. Mira Kalkan'ın adı, donuk, metalik bir ses gibi masanın üzerine çarptı.

Leyla gözlerini kocaman açtı. "Hayır," dedi. Sözcük bir ağız dolusu kül olmuştu; çabucak dağıldı. "Mira mı? Bu... nasıl olabilir? Bu ad—"

Tevfik bakışlarını uzaklara dikti; eski polis içgüdüsü hızlıca toplandı. "Eğer bu doğruysa," dedi, "onun adıyla anılacak şimdi. Resmi hafızada, Selami'nin tüm etkileşimleri, o fonun mütevelli adına kaydedilecek. Yani o adam hiç olmamış olacak ve onun yeri Mira'ların sermaye havuzuna girmiş olacak."

Altan'ın kalbi bir çekiç gibi göğsüne vurdu. Yüzünde kırık bir gülümseme belirdi; içinde hem zafer hem ölüm aynı anda çalkalanıyordu. Eylül'ün silik yüzü bir anda daha netti ama bunun bedelinin kimin hafızalarda yok olacağı, kiminse başka bir ismin altında yeniden doğacağı sorusu göğsünü yırtıyordu.

Leyla, "Peki ya mahalle—insanlar?" diye sordu. "Onlar ne diyor?"

Koridorun karşısındaki apartmanda yaşayan yaşlı kadın kapı arkasından başını uzattı. "Selami mi?" diye sordu donuk bir sesle. "Ben dün gece onunla çay içtim. Geç gelmemiş miydi?" Gözleri bulanıklaştı; bir an sonra kafasını iki yana salladı. "Yok. Yanlış hatırlıyorum galiba. Çok yoruldum."

Altan onun yanına yaklaşıp elini omzuna koydu. Kadının teni kuruydu; hafızası pürüzlü bir kumaş gibi incecikti. "Hatırlıyorsun," diye fısıldadı Altan. "Onun ismi Selami, çaycı, hikayeleri vardı."

Kadın Altan'a baktı, sonra kapıyı kapattı. "Yorgunum," dedi. "Uyumak istiyorum."

Tevfik, dışarı çıkan cihazının ekranına baktı. Orada yeni bir kayıt belirmişti; log'lar rölanti hızında doluyor, kırpışıyor ardından sabit bir görüntü sunuyordu. "Mütevellit A. Kalkan," yazısının yanında küçük bir link belirdi. Altan o küçük linke dokundu. Bir sayfa açıldı: "Mira Kalkan Yatırım ve Konsolidasyon Fonu". İçeride bir dizi işlem, eski insanların etkileşim ağlarını satın alma listesi, değer atamaları, verilerin getirdiği kâr.

Altan'ın elindeki cihaz bir an için titredi. İçinde bir buz dalgası gezindi; bu dalga Eylül'ün yüzünü kısmen doldurdu, kısmen eritip uzaklaştırdı. "Onun adıyla anılacaksa..." Altan sözcükleri ağzında düğümlendi. "O zaman bu... Eylül'ün banisiyle aynı havuza konulacaksa..."

Leyla gözünün kenarından bir damla yaş sızdı. Dudakları titredi. "Sen bunu... Eylül'ü geri getirmek için bu sisteme bir anahtar attın. Ama bu anahtar, başka insanların adlarını Mira'nın fonunun altına yazdırıyor. Biz... biz ne kadar suçluyuz?"

Tevfik derin bir nefes aldı ve kapıyı kapadı. Dışarıda sabah biraz daha yakın gibiydi; kulenin ışıkları çekilmiş, şehrin üzeri gri bir sütlaç gibi donuklaşmıştı. "Bunu durdurmak mümkün mü?" diye sordu.

Altan etrafına baktı; mahalle sakinleri, apartman kapıları, küçücük bir çay bardağı masanın üzerindeki su halkaları... Hepsi bir hesap kitabının sayfaları gibi onların önünde duruyordu. Gözleri çizilmiş bir sınır gibi sabit kaldı. "Durdurmak," dedi, "durdurmaya çalışmak... ama her duruş bir bedel anlamına geliyor. Eylemlerimin sesini kısamayız artık."

Ellerinde taşıdıkları sorunun ağırlığı onları aşağı çekiyordu. Komşunun adı yavaşça defterlerden, panolardan, veritabanlarından silinirken, birisi uzaktan, usul usul bir gölge gibi masanın kenarına ilişti. Ekranın kenarında küçük bir yazı belirmişti: "YENİ ATAMA TAMAMLANDI."

Altan ekrana baktı; harfler yeniden oluşuyordu. Yeni isim belirmeye başladı—harfler birbirine yapıştı, sonra bir bütün haline geldi. Leyla nefesini tutmuştu, Tevfik dişlerini sıktı. Camdan Neo-İstanbul sabaha uyanıyordu ama buradaki saat kendi içine kapanmıştı.

Harfler tam netleşmek üzereydi; bir anda her şey durdu. Son bir karakter tamamlanmadan önce Altan parmak uçlarında bir titreme hissetti. Yüzünde, o şüpheli, mahcup gülümsemenin başka bir tonu belirdi. Eylül yüzü arasında bir gölge geziyordu.

Pencerenin arkasındaki şehir sessizdi; sadece bir apartmanın defterindeki yazının son harfi eksikti. Ve odadakilerin hepsi aynı soruyu düşünüyordu, sanki her biri aynı ağırlığı eşit biçimde taşıyordu:

Komşunun varlığı defterlerden kayboluyor; kim onun adıyla anılacak artık?