Chapter 2
Soğuk havanın içinde, tüylerim diken diken olmuştu. Nefesim buğulanırken ellerimi ovuşturuyor, ormanın derinliklerine doğru sessizce ilerliyordum. Ay ışığı dalların arasından süzülüyor, yere çizdiği gümüş yollar sanki gizemli bir davete dönüşüyordu.
"Daha derinlere gitmeliyim," dedim kendi kendime, kalp atışlarım kulaklarımda yankılanıyordu.
Adımlarım, gecenin sessizliğinde çiğ taze yaprakları kıtırdattı. Ateşin sıcaklığı, dün akşamdaki toplantının etkisiyle hâlâ içimde yanıyordu; sürüyü korumak, bu laneti sona erdirmek… Bunlar omuzlarıma binen yüklerdi ancak, bir o kadar da hayatımın anlamı.
Birden, o anımsamadığım bir ses yankılandı; hafiften bir yaprak hışırtısı. Durdum. İnanılmaz bir dikkatle çevreme baktım.
Karanlık arasında beliren ince bir siluet vardı.
Nefesim kesildi. İlk anda büyülenmiş gibiydim. Ormanın derinliklerinde, sessizliği delip geçen tek şey, o gizemli kadının çıplak ayaklarının hafifçe çamuru ezdiği seslerdi.
"Kim var orada?" diye sordum, sesim sert ama kontrol altında.
Kadın, irkilmeden bana doğru döndü. Gözleri—derin, karanlık bir kuyunun deniz mavisi, aynı zamanda fırtınalı bir gök gibi—bana tutundu.
"Ben... Leyla," dedi, sesi kulaklarımı okşayan bir melodi gibi. Ancak içinde sakladığı başka bir anlam vardı. Tedirginlik, karanlık ve bir direnç…
Yaklaştıkça teninde çiğ tanelerinin izleri belli oluyordu. Gözlerimiz bir an kilitlendi. İçimden, yıllardır varlığını hissetmediğim ama hep aradığım bir şeyi keşfediyormuş gibi bir his yükseldi.
"Ormanda ne yapıyorsun?" diye sordum tekrar, değnek gibi sert.
Leyla başını hafifçe eğip, o gizemli gülümsemeyle cevap verdi: "Seninle karşılaşmak kaderimde varmış belki de."
Benim kalbim, o sözlerle bir tokat yemiş gibi hızlı attı. Suratıma istemsiz bir gülümseme kondu, ama hemen geri çekildim. "Kader? Bu kelimeyi artık unutmalı bu sürü," dedim, gözlerimi kaçırmadan.
Leyla ise geri adım atmadı. "Sürüden bahsediyorsun… Emir Kaan Demir. Seni bekliyorum."
Sesinde öyle bir ağırlık vardı ki, omuzlarımı büktü. Bu ismi söylemesi, beni bir anda saklanamaz bir gölge gibi sarmaladı.
Gözlerine tekrar baktım. Bir anda, mavi gözlerinde, hafifçe parlayan esrarengiz bir işaret belirdi. Görünmez bir sır gibi, içimdeki lanetin kilidini kurcalayan bir anahtar.
"Sen kimsin, Leyla?" diye fısıldadım, dudaklarım titriyordu.
Cevap vermedi. Gözündeki o işaret, ışığın altında dans ediyor, yavaşça soluyordu.
Bir adım daha attım. Kalbim yıkılmak üzereydi.
Tam o anda, uzaktan gelen bir kurt uluması geceyi yırtıp geçti.
Leyla’nın gözlerindeki işaret bir anda parlaklığını artırdı, çevremiz bir an için tuhaf bir sessizliğe gömüldü.
İçimde donuk bir titreşim yayıldı.
İşte o an, hem kaderim hem de lanetim yeniden şekillenmeye başlamıştı.
Ve ben, bu gece, onu çözecektim ya da yok olacaktım.
---
Leyla’nın gözlerindeki o parlak işaret neydi?
Kaderimin kilidini hangi sır açacaktı?
Ve onu tanımak, sürümün akıbetini nasıl değiştirecekti?
---
Bir sonraki adım, her şeyin başlangıcıydı.