Chapter 17
Gölgeler hâlâ ormanın derinliklerinde karışıyordu; sanki birbirlerine soluksuz bir mücadele veriyorlardı. Karanlık, tek başına hüküm sürerken, Emir Kaan’ın kalbindeki fırtına da aynı kadar şiddetliydi. Gözleri hafifçe aralanmış, sararmış yaprakların arasında gizlenmiş o kimsesiz patikaya bakıyordu. Her adımda toprağın nemli kokusu, eski anılarıyla karışıyordu. Yüreğini darmadağın eden bir gerçek vardı; şimdiye kadar en güvendiği sırdaşlarından birinin, en eski dostunun yüzünde.
Kadir Yalçın.
İsim, geceyle yarışan bir gölge gibi düştü aklına.
Sürünün liderlik yolu, önünde bir kez daha çatallandı. Kadir, sadece rakip değildi artık; o, içeriye sinsice sızmış soğuk bir hançerdi.
Emir’in elleri istemsizce yumruk oldu. Parmak uçları, kabaran sinirlerin izlerini taşıyordu. Dudaklarının arasından zar zor çıkan nefes, derin ve keskinti:
“Nasıl... Bunu yapabildin?”
Çevresini saran sessizlik, sanki doğanın gürültüsünü bile emmişti. Kadir’ın ihanetinin ardından sürüde bir kırılma olmuştu; bir şey kopmuş, ve o kopan şey asla eski haline dönmeyecekti.
Öncesi kadar güven verici görünmeyen orman sokaklarında, geçmişin gölgeleri çökmüştü. Her ağaç, her taş, onların yıllar önceki kardeşlik andını saklıyordu. Şimdi ise bir düşman barındırıyordu.
Emir’in aklında bir soru yankılandı, keskin bir bıçak gibi:
“Bu ihanetin ardında ne vardı?”
Bir anda geriye dönüş mümkün değildi. Ama bilmeli, içine işleyen bu derin yaranın sebebini keşfetmeliydi. Çünkü kurt adamların kanıyla yazılan kader, ancak ve ancak gerçeğin ışığında aydınlanabilirdi.
---
Ormanın derinliklerinde yankılanan adımlar, belli belirsiz bir ses gibi geldi Emir’in kulaklarına. Hafif bir hışırtı, ardından sertçe kırılan küçük bir dal...
“Emir!”
Sesi duyunca kalbi hızla çarptı. Ama bu sefer duymak istediği bir çağrı değildi.
Gerçekten o muydu?
Yavaşça döndü. Silüet, ay ışığında titrek bir şekilde parlıyordu.
“Kadir...” dedikten sonra, taze bir acı dalgası yüreğini kavradı. “Niye?” diyebildi sadece.
Kadir, gözleri sert ve keskin, dudaklarında esir alınmış bir keder vardı. Ellerini birleştirdi ve cevap verdi:
“Gerçekten sormak istiyorsan... hazır olmalısın. Çünkü öğrendiklerim, seni yıkacak.”
Emir gözlerini kırptı. Gözlerindeki ışık, kelimelerden çok daha fazla şeyi anlatıyordu. Önüne karanlık bir kapı açılmıştı ve bu kapının diğer tarafı, eskisi gibi olmamak üzereydi.
“Ne öğrendin Kadir?” diye mırıldandı, sesi fısıltıya karıştı.
Kadir bir an durdu. Sonra yavaşça ilerledi:
“Bu sürünün gördüğü düşmanlar, bildiğin düşmanlardan farklı. Arkalarında karanlık bir el var; ve o el... sadece seni değil, tüm sürüyü yok edecek planlar peşinde.”
Emir öfkeyle, “Bunları bana neden kendi sürümün içinde yapıyorsun?” diye haykırdı.
Kadir sertçe gülümsedi, ama gözlerindeki acı gülümsemeye eşlik etmiyordu.
“Liderliği devralmak için değil... Belki de seni kurtarmak için.”
Bu söz, Emir’in beyninde bir patlama yarattı. İhanetin arkasında saklı olan sebep, onu bambaşka bir yere sürüklüyordu.
Bir an için ormanın sessiz koridorları, kaderin soğuk elinden nefes alamaz hale geldi. İki eski dost, aynı kaderin farklı yüzlerini taşıyordu.
---
Ardından, karanlıkta bir şey kıpırdadı.
Gözler, şafak öncesi karanlıkta bile keskinleşti. Kadir’ın yüzünde aniden beliren bir gölge, Emir’in içine kazındı.
“Beni takip et,” dedi alçak bir sesle Kadir.
Tereddüt kelimesi, Emir’in sözlüğünde yoktu. Daha fazla beklemeden, eski dostunun ardına takıldı.
Ormanın içinde ilerlerken, her adımda yoldan çıkan yaprakların çıtırtısı, gizemli ve tehditkâr bir senfoni oluşturdu.
“Ne göreceğim?” diye sordu Emir.
Kadir durdu, ormanın en karanlık noktasına işaret etti:
“Gerçekleri.”
İşte tam o anda, uzaklardan gelen bir çığlık ormanı yırtırcasına yükseldi.
Emir’in kalbi ağzına geldi.
Kadir’ın sır dolu yüzünde ilk kez bir titreme belirdi.
“Bunu görene kadar… hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” dedi.
Ve o anda, ormanın içinden sert bir rüzgar esti. Ay ışığı, ağaçların arasında keskin çizgiler halinde yeryüzüne döküldü. Bu ışık, sanki olduğundan daha gizemliydi.
Emir, Kadir’ın ardındaki gerçek sebebi öğrenmek üzereydi.
Ama o sırada, ay ışığının altında parlayan o keskin ışık,
Bir hançerden başka bir şey değildi.
Ve... o hançer, tam Emir’in kalbine doğru savrulduğu anda,
---
Devam edecek...