Chapter 11
Kapının aralanmasıyla salona yayılan esinti, eski tozları havalandırdı. İçerideki herkesin nefesi kesildi. Karanlığın içinden çıkan silüet, sanki geceyle bir olmuştu; siyah keten pelerine, keskin bakışlarına rağmen içinde yerleşmek isteyen bir fırtına vardı.
Serra’nın gözleri devasa bir kararlılıkla parıldadı; kalplerde yankılanan o sessiz uğultuyu duyar gibiydi. “Kadir…” diye fısıldadı neredeyse duyulmayacak kadar düşük.
Emir Kaan’ın tüm vücudu hemen diken üstüne kalktı; bedeni hafifçe titredi. Bir yanıyla derin bir nefes çekip kapıya yöneldi, diğer yanıyla ise içindeki öfkeyi dizginlemek zorundaydı. O anın ağırlığı, eski ve yeni savaşların ağırlığından çok daha fazlaydı.
“Bir yaratığın elinden ya da sürümüzün içinden gelmiş olsa bile, bu ses bizim kaderimizi ilan edecekti...” dedi sertçe, sesi bulutların arasından gelen rüzgara benziyordu.
Kadir Yalçın... Yalnızca bir düşman değil, aynı zamanda sürü için bir zehirdi. Ama şimdi, kapıdaki o karanlık figürle karşı karşıya kalmak bir bilinmeze sürüklüyordu onları.
“Ne istiyorsun Kadir?” Leyla’nın sesi keskin ve odaklanmıştı. Odaya yayılan o soğuk havayı yırtarcasına, güçlü ve kararlıydı.
Kadir’ın yüzünde ani bir tebessüm belirdi, aldatıcı bir huzur maskesi... “Leyla, seninle konuşmam gerek. Sürünün kaderinden bahsetmeden önce, bilmen gereken gerçekler var.”
Serra duraksamadan, “Burada neden bekliyorsun? Düşman kapıda, bizse içeride bir oyun kuruyoruz,” dedi sinirli bir tonda.
Kadir adımlarını yavaşça attı, pelerinini kaldırarak sırlarla dolu bir parşömen çıkardı. Ellerindeki kağıt eskiydi, kenarları yamalı ve sararmıştı; üzerine işlenmiş ok ve yıldız sembolleri, eski bir dilin gizemini taşıyordu.
“Bu... Bu kehanetin bir parçası,” dedi Leyla, parşömeni alırken. Elleri titriyordu; sırların ağırlığı onun omuzlarına biniyordu.
“Leyla, alfası olduğun sürüyü korumak istiyorsan, bunu anlamak zorundasın. Bu taşıdığın lanet, bu kader sadece senin ve Emir’in yükü değil. Binlerce yıl önce yazılmış bir kaderin parçası,” diye ekledi Kadir, sesi sıcak ve sanki eski dostlardan biri gibi.
Leyla ve Emir arasında göz göze gelindi aniden; kelimeler gereksizdi artık.
“Okur musun?” Leyla’nın sesi ince bir merakla karışık korkuyu taşıyordu.
Sözcükler Leyla’nın dudaklarından titrek fakat belirgin dökülmeye başladı:
“‘Ay ışığı altında kader birleşir, İki ruh bir yolda yol alır, Gölgenin laneti kırılırsa eğer, Sürünün kalbi kurtulur bu geceden…’”
Emir’ın içini bir sarsıntı kapladı. Lanetin ipuçları... Bu bir umut mu, yoksa daha büyük bir tuzak mıydı?
“Bu kehanetin tamamı yok,” Leyla gözleri parşömen üzerinde kayarken fısıldadı. “Ama bu parça bile yeterince karmaşık. Sürünün kalbi... Gerçek lanet ve kader... İki ruh... Sanırım bu...” dedi nefesini tuttu.
Kadir sabırla beklerken, Leyla devam etti: “Emir, bu sürünün gerçek kaderi ve senin rolün hemen hemen her şeyden başka bir anlam taşıyor.”
Serra’nın elleri yumruk oldu, “Kadir, başka bir entrikaya başlamadan önce şunu bil. Bu sürü Kaan’ın koruması altında. Eğer bir ipucu varsa, ortaya çıkaracağız. Ama bu oyunu sen başlatıyorsan...” kelimesini bitirmedi, gözlerinde bir yangın yandı.
“Oyun mu? Belki de bizim için oyun bitiyor,“ dedi Kadir, ve başka bir parşömeni çıkarırken.
Leyla ve Emir hemen arkalarına döndü.
Yeni parşömenin üzerindeki simgeler, karanlık ve daha karmaşıktı. Bu, eski betimlemelerden oluşan bir harita gibiydi, içinde kaybolabilecekleri kadar detaylı... Belki de çıkmaz sokaklarla çevrili.
“Kehanet, sıradan bir kehanet değil. Bu, sürümüzün geçmişi, büyüsü ve yüzleşmesi gereken karanlıkla örülü.” Leyla’nın sesi artık daha sertti.
“Yani, bu sadece bir lanet meselesi değil. Aynı zamanda bir savaş.” Emir’ın gözleri kararlıydı, alnındaki ter damlaları bilgiyi hazmetmeye çalışırken parlaklığını yitirmemişti.
Kadir araya girdi: “Ve sadece sen ve Leyla değil, sürünün tamamı bu kehanetin merkezinde. Korkularınız, güçleriniz ve acılarınız... Hepsi bu eski prediksiyonda yazıyor.”
Leyla’ya baktı, cümlesi ince bir sinsi tat taşıyordu: “Senin geçmişin, Kaan’ın kaderi, hatta sürünün geleceği… Hepsi bir zincirin halkası.”
“Geçmiş, şöyle kalsın da! Şimdi ne yapılacak?” Serra’nın sesi çatlak ama mücadele doluydu.
Emir ağır bir nefes aldı ve karşı koyulmaz, sert bir ritüel gibi konuştu: “Bize tüm kehaneti getir. Şimdi. Yoksa bu karanlıkta kayboluruz.”
Kadir taviz vermeyi hiç düşünmemiş gibiydi, ama sonunda ağır adımlarla sürüklenerek başka bir manga çıktı getirdi. O anda Leyla, son sözcüklerin kabusa dönüşeceğini hissetti.
“Bu sadece ilk parça...” dedi.
Birden kapı tekrar çalındı. Herkesin gözleri kapıya kilitlendi. Dışarıdan rüzgarın uğultusu içeri dolarken, sanki geçmişin tüm karanlığı yeni bir gölgeyle sürüyü kuşatıyordu.
Emir parşömeni bıraktı, eli kasvetli bir şekilde titredi. “Artık her şey daha karmaşık.”
Ve o anda, kapı aralandı...
---
Devam edecek...