NoveliqaAteş ve Buzun Kıymıklarında / Kalbindeki Buz Kırılıyor :0%
Log in

Chapter 8

Kalbindeki Buz Kırılıyor

Deniz’in gözündeki alev, ofis ışıklarının soğuk parıltısını yutuyordu. Gözbebekleri, içine çekildiği sanki görünmez bir girdabın içinde çalkalanıyordu. Ofisin hava kalınlaşıyor, iki eski düşmanın arasındaki buz tabakası incecik çatlıyor, ama henüz tam anlamıyla kırılmamıştı.

Lara, kalbindeki tekdüze vuruşu duyabiliyordu; tıpkı soğuk bir rüzgarın içeri girdiği o an gibi, karnının dibinde bir boşluk belirmişti. Parmağı ekranın kenarına taşındı; yavaş ama kesin bir kararla o yanlış raporu tekrar açtı. Ekrandan yansıyan veriler bulanıklaşmaya başlamış, kulaklarındaki Deniz’in sesi netleşiyordu.

“Lara,” dedi Deniz, sesi normalden daha yumuşak ama gözlerindeki kıvılcım sönmemişti. “Bu sadece bir tuzak değil. Biz savaşırken, arkamızdan hançerleyen bir düşman var. Belki de o kişi, senin geçmişinden daha yakınımda.”

Lara, tereddütle iç çekti. O anın ağırlığı omuzlarına çökmüştü; her kelime, bedenini biraz daha geren bir ipti. “Kim olabilir?” diye sordu. Boğazında bir kısıklık vardı; söylemesi zor, ama onlar için tehlikenin boyutunu anlamak zorundaydılar.

Deniz, masanın kenarına yaslandı, ellerini kenetledi. “Benim bildiğimden daha fazlası… Seni izliyorlar. Her hamleni, her telaşını.”

Lara, masanın üzerine hafifçe eğildi, gözleri Deniz’in gözlerine kilitlendi; burada, aralarındaki duvar yavaş yavaş yıkılıyordu. “Peki, ne yapacağız? Bu iş gezisi — bu anlaşma — sadece bir araç mı?”

Göz kırpışında, Deniz’in ifadesi değişti. O soğuk, karşı konulmaz adam bir an için yumuşadı. “Hayır. Bu sefer farklı. Hem takipçiyi tespit etmek hem de ikimiz arasındaki buzları eritmek için bir fırsat.”

Lara’nın kalbinde, nadiren hissettiği tuhaf bir sıcaklık yükseldi. Deniz’in bu sahici tonu, aralarındaki buzları küçük küçük çatlatıyordu. Ama korku, güvensizlik ve kırgınlık hala derindeydi.

“Sana güvenmemi istiyorsun.”

Deniz’in kahverengi gözleri kısıldı, bir hafif tebessüm belirdi dudaklarında. “Evet. Ve eğer bu sefer başarabilirsek… birlikte yenileceğimiz biri olmayacak.”

Lara, başını hafifçe eğdi ve derin bir nefes aldı. Ofisteki sessizlik, dışarıdaki İstanbul’un karmaşasından çok daha yoğundu.

“Tamam, gitmeye hazırım,” dedi sonunda. “Ama sana güvenmem kolay olmayacak.”

Deniz, yanındaki çantasını aldı, kapıya doğru yürürken arkasına döndü. “O zaman başlayalım.”

İkisi birlikte çıkarken, İstanbul’un karanlık sokakları üzerlerine çöktü. Göz göze geldikleri her an, geçmişin ağırlığını taşıyor, ama aynı zamanda yeni bir yolun kıvılcımlarını saçıyordu.

---

Otel lobisine girdiklerinde, Deniz aniden durdu; cebinden küçük, şık bir kutu çıkardı ve Lara’ya yaklaştı. Kutunun içinden zarif bir kolye belirdi; üzerinde küçük, donuk mavi bir kristal vardı.

“Bunu… buldum. Sana ait olduğu kadar, bizden biri gibi.”

Lara, nefesini tutmuş, parmakları kolyenin soğuk yüzeyine dokundu. Kalbinde tuhaf bir çekim hissetti, ama dudakları kelimeleri yakalamakta zorlandı.

“Deniz…”

Tam o anda lobinin kapısı arkasından açıldı; bir ses, ağır adımlar ve kalp atışlarının yankısı gibi.

Lara dönüp bakarken, Deniz’in gözleri aniden kısıldı. “Bekle,” dedi kısık bir sesle.

Ve o anda, zaman yavaşladı.

(DEVAM EDECEK...)