Chapter 7
Kapı pervazındaki gölge, soğuk bir nefes gibi durdu önümde. Yüreğim, sanki ufak bir çocuğun titrek eli gibi sıkıca parmaklarımı tutuyordu. Gözlerim, karanlığın içinde varlığını hissettiğim o siluete odaklanmıştı; tanıdık, belki de bir zamanlar bana ait olan bir hayalet gibi.
“Hazırım. Sen de hazır ol,” diye fısıldamıştım daha yeni. Ve şimdi, o gölge adım adım bana yaklaşırken ciğerlerimi yakan bir korku ve öfkenin karışımını hissettim.
Kalbimi yakan sinsi bir acı, dudaklarımın arasından kötücül bir gülümseme çıkardı. “Deniz,” dedim sessizce ama kararlı, “Niye burada, neden şimdi?”
Deniz’in yüzü karanlıkta netleşti. Gözlerindeki soğuk alev, İstanbul’un gecesindeki ışıklardan daha yıkıcıydı. “Lara,” dedi alçak, keskin bir sesle, “Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Beni yanlış anlama; ben buradayım çünkü izlemek zorundayım.”
Az sonra geri çekilmek üzere ufak bir adım attı ama ona bakarken ellerimin yumruk olduğunu fark ettim. “İzlemek mi? Kimin peşindesin, Deniz? Ne planlıyorsun benim için?”
Sessizce bir kahkaha patlattı; bu kahkaha, yıllara sığdırılmış bütün birikmiş acıyı ve kinini içinde saklıyordu. “Her şey çok daha karmaşık, Lara. Ama senin anlamaya hazır olduğun bir zaman yok henüz.”
“Yeter,” dedim. Ama sesim titriyordu. Yüreğimin en derin karanlık köşelerinde sakladığım eski yaraları, Deniz'in varlığı tekrar kanatıyordu.
“Her adımını takip edeceğim,” diye ekledi, “Çünkü seni anlamadan bırakmayacağım.”
Başımı hafifçe sallayarak arkamı döndüm. Ayağım, eski tahta zemine değerken çıkan cızırtı bile şimdi dikkatimden kaçmadı. İsteksizce yürürken, sırtımdan gelen gölgeyi hissettim. Ardımda bırakmak istedim ama onun, benim peşimde olduğunu bilmek tüm hareketlerimi kontrol altına almaya başlamıştı.
---
Deniz, güvenli arka ofisinde, perdeyi araladı. Gözleri sinsi bir zevkle attığı her hareketi izliyordu. Yanında duran küçük ekibine kısa, keskin bir komut verdi:
“Lara’nın her hareketini takip edin. Bu iş bitmeden…” Sesi, tamamlamadan öldü.
Yanındaki genç adam, Emre, omuzlarını dikleştirerek “Anlaşıldı, patron,” dedi.
Ama Emre’nin yüzünde bir anlık dalgınlık vardı. İzlerken gördüğü şeye tam inanmak istemiyordu.
---
Gece ilerledikçe, Lara İstanbul’un karmaşık caddelerinde sessiz bir siluet gibi dolaşırken, gözleri ve kulakları her yansıyan sese, her yankılanan adım sesine açıktı.
Sarı sokak lambalarının altında gölgeler büyürken, cebinde titreşen telefonun ekranı birden belirdi. Yeni bir mesaj.
“İzleniyorsun. Dikkatli ol.” Mesajı gönderen bilinmiyordu.
Kalbim sıkıştı.
Birden arkamdan hafifçe bir adım sesi duyuldu. Adımlar yavaşladı. Kendi nefesimi duymaya başladım. Soğuk terler alnımda bir süzülüyor.
Bir an için dönüp bakmak istedim ama kabul ettim ki, arkamdaki gölgeyi hissetmeyeli uzun zaman olmamıştı.
---
Deniz’in ofisinde Emre, aldığı raporu Deniz’e uzattı. Yüzü ciddiydi; çoğu zaman ne söylendiği kadar, nasıl söylendiği de önemliydi.
“Patron,” dedi Emre, “Lara’nın son konumu ve hareketleri rapor edildi.”
Deniz, kaşlarını çattı, raporu hızla okudu.
Son satırda, Emre’nin yüzü aniden soldu.
“Bu… Bu rapor doğru değil.”
Deniz’nin gözleri delice parladı. “Ne demek istiyorsun?”
“Patron, Lara’nın aslında farklı bir rotada olması gerekirken, ekibin gözetimi başka yerde yoğunlaşmış. Bu bir hata olabilir ya da…,” Emre sözünü kesti.
Deniz’in sesi kısık ama tehditkardı.
“Ya bu onların oyunuysa? Ya gerçek plan bu raporla gizleniyorsa?” diye fısıldadı.
Sinsi bir gülümseme dudaklarının kenarını süsledi.
“Bize yalan söylüyorlar,” dedi Deniz. “Daha dikkatli olun. Gözlerimizi dört açacağız. Bu oyunu ben kazanacağım.”
Emre eliyle kapıyı açtı. “Acil bir durum var, patron.”
Deniz, derin bir nefes aldı. “Anlat.”
Gölgeler arasında yeni bir mesele, daha karmaşık bir oyun başlıyordu.
Ve Lara’nın hayatındaki tehlike, artık daha da yakın.
---
Karanlık sokakların arasından yükselen ay ışığı, Lara’nın yüzüne sertçe vurdu. Adımlarını hızlandırdıktan sonra, kalbinin kulaklarında attığını duydu.
Sırtındaki ağırlığı unutamıyordu. Her dönemeçte, her kıvrımda Deniz’in takip ettiğini biliyordu. Ama o da bir hamlede bulunacaktı.
Tam o anda, telefonundaki ekran karardı.
—
Kapının titrek bir tıklaması duyuldu.
Ve Emre, odaya hızlıca girdi.
“Patron, size yanlış rapor verildi. Lara’nın hareketleriyle ilgili… büyük bir hata var.”
Deniz’in gözleri, alev alev yandı.
“Bu işin içinde bir tuzak var.”
Ve tam o anda, ikisi de fark ettiler: Oyunun gerçek kuralları henüz yazılmamıştı.
---
(DEVAM EDECEK)