NoveliqaAteş ve Buzun Kıymıklarında / İlk Çekişme :0%
Log in

Chapter 2

İlk Çekişme

Göz göze geldiler. Lara’nın ciğerlerindeki nefes bir anlığına kesildi. Kafasındaki karmaşık düşünceler bir bulut gibi ağır ağır dağılıyor, yerini yoğun bir elektrik akımıyla dolu sessizliğe bırakıyordu. Deniz’in bakışları, kış gibi soğuk, içten ise yakıcı bir alev taşıyordu.

“Şimdi ne yapacaksın, Lara?” diye fısıldadı Deniz, sesinde alaycı bir tınıyla.

Lara, dudaklarının kenarındaki hafif titremeyi bastırarak karşılık verdi: “Seninle eski defterleri açmaya hiç niyetim yok.”

Ancak sözler yumuşaksa da, omuzları gerilmiş, kasları saniyede binden fazla hızla tepki veriyordu. Onun varlığı, zamanın en nahoş anı gibi aniden çöküyordu omuzlarına. O bodrumdan çıkış yolu bulmaya çalışırken yaşadığı çaresizliği dün gibi hissediyordu şimdi.

Toplantı odasının kapısı ağır ağır kapandı. Cam duvarların ardında İstanbul’un gri silueti, gri gök yüzüyle birleşiyor; yeri geldiğinde uzak ve ulaşılmazdı. Lara’nın kalbi hala o sabahın ilk anlarındaki hızla çarpıyordu. Valizin üstüne yerleştirdiği dizüstü bilgisayarına bakmaya çalıştı ama Deniz’in orada olması fikri retinalarına gri gölgeler düşürüyordu.

Önlerinde, devasa Ofis Binası’nda iş gününün en önemli toplantısı başlamak üzereydi.

*

Büyük cam masanın etrafında, on beş kadar üst düzey yönetici toplandı. Belaşan kahve fincanlarından yükselen keskin kahve kokusu, endişeyi azaltmak yerine yükseltmişti ortamı. Simetrik dizilen sandalyelere Lara çöreklenirken, Deniz’in varlığı nerede ise odanın maksimum oksijen seviyesini emiyordu.

Toplantının konusu, şirketin yeni reklam kampanyasıydı. Lara’nın grafik tasarımcısı olarak sunduğu teknoloji odaklı, cesur ve yenilikçi tasarım konsepti ise diğerlerinden çok daha farklıydı. Her dokunuşunda cesaret ve güç vardı. Ancak Deniz bunun farklı olduğunu biliyordu. Çünkü Lara’nın tasarımı, onun geçmişinden izler taşıyordu.

Toplantı başladığında konuşmalar yüzeyde gayet profesyonel ilerliyordu. Ancak Deniz, Lara’yı göz ucuyla izlerken, planı zihninde örmeye başlamıştı.

“Lara,” dedi Deniz, araya girerken sesinde zorlama bir yumuşaklık vardı, “tasarımın iyi... ama biraz daha klasik hatlara dönmeli. Müşteri profili daha muhafazakar. Senin tarzın fazla ileri götürmüş. Dengeyi bulmalısın.”

Lara, başını hafifçe kaldırıp bakışlarını sertleştirdi. “Deniz, yenilik risk demektir. Bunu anlamayan sadece geride kalır. Gözü kapalı eski kalıplara sığınmaksa kolaycılıktır.” Cümleleri bir keskin kılıç gibi, Deniz’in savunmasını delercesine havada yankılandı.

Deniz’in kaşları çatıldı. “Belli ki sen geçmişin hayallerine çok dalmışsın. İstanbul’un gerçekleriyle yüzleşeceksin. Biz burada hayalleri değil, sonuçları konuşuyoruz.”

Lara’nın parmakları, dizüstü bilgisayarının yanına hafifçe dokundu. Ellerinin altındaki klavyenin soğuk metal yüzeyi bile artık tanıdık gelmiyordu. Kendi dünyasına ait bir araç mıydı, yoksa Deniz’in sulh kurallarını bozan silahı mı? Bu düşünceyle arası iyice gerildi.

Toplantı ilerlerken, tartışmanın dozu yükseldi. Her iki taraf da geri adım atmıyordu. Lara’nın geçmişinden gelen özgüven, Deniz’in intikamıyla kesişiyor, odada görünmez bir gerginlik ipi gecikmeden kopacaktı.

Deniz bir an sessizlik sağladı ve odadaki havayı ölçen bir bakışla Lara’ya döndü. “Sen sadece tasarımcı değilsin, değil mi? Geçmişinle ilgili bazı şeyler var. Herkes gizliden gizliye merak ediyor.”

Masadakilerin birbirine baktığı, gerilimin somutlaşıp havada ufak ufak çıtırtılar çıkardığı o ani duraksamada Lara, dizlerinin titremesini denedi. Sadece birkaç saniyede sözlerinin ağırlığı nefesini kesti.

“Bahsettiğin geçmiş çoktan küllerden yükseldi, Deniz. Daha fazlasını arama.” dedi ve sesi, sertliğin ötesinde kırılgan bir uyarıydı.

Deniz’in gözleri sarkık bir kıvrımla oynuyor, bu kez fısıltısından daha alçak bir tonla: “Ah Lara, benim için hiçbir şey bitmedi. Her adımını takip ediyorum.”

*

Toplantı bittikten sonra Lara, odadan çıktı. Adımları, yüksek topuklu ayakkabılarının sert temasıyla sarsılıyordu. Koridordaki soğuk havalandırma üflemesi alnındaki teri dağıtmıyordu. İncinen ruhunun ince zillerine dokunan bir fırtınaydı bu an.

Bina çıkış kapısına doğru hızlı adımlarla giderken, sağ eli cebindeki cep telefonunu kavradı, ekran ışığında isim aradı.

“O... Deniz...” diye başladı, tedirgin ama azımlı sesle, “Neredeyse çözeceğim onu. Geçmişinden bir ipucu buldum.”

Telefonun diğer ucundan gelen sessizlik, hiçbir şey söylemiyordu ama her şeyi anlatıyordu.

Lara dışarıdaki kalabalık İstanbul sokaklarının gürültüsüne karışırken, Deniz arkasında bıraktığı ofis masasından kalktı. Karanlık düşünceler içinde, masanın çekmecesini açıp, oraya saklanmış eski dosyalara göz gezdiriyordu.

İşte o an: Deniz’in parmakları eski, sararmış kağıtların arasında bir isme takıldı. “Lara Evcimen…” Adın altındaki açıklama: Bir zamanlar unutulması gereken bir sır.

Deniz’in dudakları, neredeyse görünmez bir şekilde kıvrıldı. “Ve şimdi başlıyor...” diye mırıldandı.

---

Kapının sertçe çalınmasıyla sessizlik paramparça oldu.

Lara kapının önünde durdu, elindeki dosyayı sıkıca tuttu. Gözleri, yaşanacak fırtınanın habercisi gibi parlıyordu.

Ve İstanbul’un karmaşık gününde, kaderin incecik ipleri bir kez daha düğümleniyordu.