NoveliqaAteş ve Buzun Kıymıklarında / Gölgelerden Gelen Mektup :0%
Log in

Chapter 13

Gölgelerden Gelen Mektup

Oda, Deniz’in sessizliğinden ağırlaşmıştı. Yarım kalan dokunuş, havada asılı bir duman gibi her ikisinin de ciğerlerinde yanıyordu. Lara’nın kalbi, boğazında düğümlenmiş bir ateş gibi çapraşık atarken, gözleri istemsizce Deniz’in yüzündeki gölge oyunlarına takıldı.

"Ne oluyor, Deniz?" diye sordu Lara, sesi eski bir yara gibi çatallı ve kırılgandı.

Deniz, dudaklarını sıktı. Gözlerinin karanlığında, bir savaş alanından geri dönen adamın yorğunluğu vardı. "Geçmiş... Konuşmamız gereken şey geçmişten daha derin," dedi. Fısıltısı, odanın kıyılarına sürünerek yayıldı.

Lara’nın ciğerleri, birkaç ağır nefeste doldu. "Seninle, geçmişin arasında sıkıştım," diye karşılık verdi, kelimeler buz kesmiş bedel gibi.

Tam o anda, kapının zili keskin bir tınıyla yankılandı. Lara irkildi, kalbindeki kıvılcım büyürken, o beklenmedik ses tüm duman ve harabelerin üzerine serildi. Deniz’in gözleri, kapıya çevrildi; yüz ifadesi bir an bile değişmeden sertleşti.

Lara paketi aldı. Önünde, pahalı beyaz zarf, üzerine kırmızı mumla mühürlenmişti. Zarftan yayılan eski kağıdın kokusu, kimi zaman hafifçe küf kokusunu, kimi zaman da benzin gibi keskin, hatırlanmayan anıları çağırıyordu.

Zarfı açtığında, içindeki mektup eski yazıyla yazılmıştı; mürekkebin solgunluğu yüzyıllık bir sırrın küf kokusunu taşıyordu.

*

> “Lara, okumaya cesaretin varsa bilmelisin ki Deniz’in ailesi, en az senin ailen kadar karanlık bir geçmişin içine saplanmıştır. Bu sadece bir başlangıç...”

Altında imzasız bir not ve bir isim vardı; o isim, Lara’nın dünyasını sarsacak kadar tanıdıktı.

Bir an için dünya durdu. Ellerindeki kağıt, kalbinin atışlarıyla uyumsuzca titriyordu.

Gözleri, isminde dondu kaldı.

“Bu… bu olamaz,” diye nefes aldı. Teksas, zaman ve mekan bulanıklığı içinde kaybolmuştu.

Deniz arkasına yaslanıp karanlıkta gölgelerin içinde erirken, Lara mektubun son satırlarını tekrar etti:

> “Gerçekleri öğrenmeye hazır olduğunda, yolun İstanbul’un en eski mahallesindeki devrilmiş anıtın altında. Kitap seni bekliyor.”

Lara’nın aklında fırtınalar kopuyordu. Gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ama içindeki düğüm ne ateşle ne sudan ibaretti şimdi.

“Deniz, bu... bu doğru mu? Gerçekten böyle mi?” diye fısıldadı.

O, cevap vermedi. Ama arkasındaki duvarda yansıyan silueti, gizemli bir sır gibi ona bakıyordu.

Ve o isim—bir fısıltı, bir gölge, bir işaret—artık kaçınılmazdı. Lara için geçmiş, sadece anı değildi; hayatının üzerine çöken yeni bir savaş alanıydı.

Kapının şiddetli bir vuruluşuyla sarsıldılar...

(Lara’nın yolculuğu şimdi gölgelerden alevlere doğru ilerliyordu.)