Chapter 11
Kapının aralığında beliren gölge, odada sessiz bir patlama yarattı. Lara, kalbinin göğsünde vurduğu her darbe ile nefesini tutmuş, mavi gözlerini tedirgin, ama dimdik Deniz’in üzerinde gezdiriyordu. Deniz’in yüzünde ise ilk defa barındırdığı soğukkanlılıktan eser yoktu; kasları gerilmiş, gözlerinde fırtına vardı ama bir anlığına kırılgan bir kırmızı alev gibi parıldıyordu.
O an, dünya dışarısında donmuş, ikisi arasında yükselen o yoğun elektriğe odaklanmıştı. Lara, sanki zaman geri sarmış, yıllardır süren nefret ve tutkunun tek bir kırılma noktasında eriyip yeniden biçimlenişine tanıklık ediyordu. Ellerini yumruk yapmış, bacakları yerden kesilmek üzereydi. Daha birkaç saniye önce acıyla yoğrulan kalbi, şimdi derin bir çelişki içinde kıvranıyordu.
“Seni korumak zorundayım, Lara.” Deniz’in sessizliği yırtan sesi, odanın soğuk duvarlarında yankılandı.
Lara, titreyen ellerini gözleriyle izledi. İstemesen de vücudu Deniz’e doğru uzanıyordu. “Neden? Neden şimdi?” diye fısıldadı, sözcükler boğazına takıldı. Sanki sormaktan korktuğu sorunun kendisi bile ona zarar verebilirdi.
Deniz ellerini çalışkan ama nazik bir hareketle, Lara’nın omuzlarına koydu. “Çünkü senden vazgeçemem,” dedi, kelimeler sanki zıttından nefretle ve gizli bir sevgiyle dolup taşıyordu. “Ve her tehlikede, seni kaybetme korkusu beni deli ediyor.”
Havada asılı kalan sözler, birden ikisinin de içinde bir şeylerin sınırlarını zorluyordu. Lara, kalbinde yankılanan bu itirafın ağırlığıyla derin bir ah çekti. “İmkânsız bir oyundayız, Deniz. Bu... Bu bizim için değil,” dedi, ama sesi kırılgandı.
Birden kapı sertçe çarptıktan sonra koridordan gelen hızlı, sert ayak sesleri onları irkiltti. Deniz bir anlığına Lara’nın gözlerine baktı; içinde korku, sahiplenme ve çaresizlik vardı.
“Kalk, git buradan!” diye fısıldadı Deniz kısık ama keskin bir tonla. “Tehlike şimdi geldi.”
Lara, korkuyla donakaldı. Deniz’in yüzündeki o çıplak dürtü, onu koruma arzusunun altında bir zayıflığı açığa vuruyordu.
Ayak sesleri kapının önünde durduğunda Deniz, bedeniyle Lara’yı siper aldı. Karanlık koridorun ucunda beliren gölgeyi görüyordu. Vücudu donmuştu ama kararlılığı sarsılmazdı. İçinde kıyıcı bir gerilim yükseliyordu; düşmanın sessiz adımları, onun kendi kontrolsüz duygularından daha tehlikeliydi.
Lara, çaresizce Deniz’e sarıldı. “Kendini yıpratma...” dedi fısıldayarak, tedirgin bir sıcaklıkla.
Deniz’in gözleri bir an için kapandı, sonra iyice açıldı. “Artık sınırdayım, Lara. Hem dışta hem içimde. Bu savaşı kabul ettiğimde, kazanan ya da kaybeden hiçbirimiz olmayacak.”
Ve o anda, kapının önünde beliren kişi adımlarını hızlandırdı.
Deniz derin nefes aldı, bir an için zaafını hissettiği kalbini yok sayarak, Lara’yı koruyacak gücü topladı.
"Bu gece, yıkımın eşiğinde..." diye geçirdi içinden, dudakları kıvrıldı.
Ama Lara’nın gözlerinde gördüğü o kırık ışık, Deniz’e kendi sınırlarını aşmanın bedelini, en acı haliyle hatırlatıyordu.
Bir an duraksadı.
Bir süreliğine, tehlike ile duygular birbirine dolanmıştı ve Deniz, bu çatışmanın tam ortasında kendi savunmasızlığını keşfetmişti.
Kapı aralandı.
Ve yeni bir savaşın kıvılcımı alevlendiğinde, Deniz’in gözlerinde kırılgan ama sönmez bir alev yanıyordu.
(Sonuçlanmadı...)