第{{num}}話 1
Elif’in parmaklarının ucunda hafifçe titreyen oje fırçası, makyaj masasında yığılmış açılmamış paletlerin arasından yükselen hafif kimyasal kokusuyla karışıyordu. Odada ağır bir sessizlik vardı; dışarıdaki İstanbul gürültüsü, kalın camın ardından bir fısıltı gibi süzülüyordu içeriye.
Tam o anda kapı hafifçe aralandı. Siyah takım elbisesini kusursuz taşıyan, hafif gri sakalı yüzüne sert bir ifade kazandıran Burak Özkan içeri süzüldü. Gözleri, her zamankinden daha soğuk, neredeyse hesap kesen bir ağırlık taşıyordu. Elif’in kalbi ritmik bir şekilde hızlandı ama dışarıya yansıtmak için yüzünü derin bir dinginliğe büründü.
“Güzel Elif,” dedi Burak, sesi odayı dolduran çelikten bir keskinlikle yankılandı. “Bir iş teklifim var. Senden beklediğim, alışık olmadığın türden.”
Elif, onu dikkatle izlerken bileklerindeki hafif gerginliği kontrol etmeye çalıştı. “Nasıl bir teklif bu?” diye sordu, sesinde en azından dışa vurduğu bir merak vardı; yutkundu, ama sakladı.
Burak, dışarıdaki sıcaklıktan daha soğuk bir rüzgar gibi yaklaştı, sandalyeye oturdu ve önündeki masaya dosyaları bıraktı. “Sözleşmeli bir evlilik. Resmi, kurallar net. İki yıl sürecek. Ama kazanacak olan biz olacağız.” Gözleri, Elif’in üstünde kayarken kelimeleri özenle seçiyordu. “Sen... benimle evleneceksin.”
Elif’in kalbi yavaşladı, sonra aniden hızlandı; o donuk sessizlik içinde patlayan gizli bir bomba gibiydi duyduğu. “Ne demek istiyorsunuz? Neden ben?” diye mırıldandı, nefesinin derinliğinde minik bir sızlama vardı.
“Sen zaten hayatında kimseye ait değilsin, Elif. Benim teklifim senin için bir çıkış olacak. Geçmişin gölgesinde sıkışıp kalmadan, kendi ayakların üzerinde durman için bir şans.” Burak’ın sesi soğuk bir ikna cümbüşü gibiydi. “Benim yanımda, şehirde, toplumda saygın bir konumda bulunacaksın. Karşılığında benden her türlü desteği alacaksın. Hayatını baştan kuracaksın.”
Elif’in içi karmakarışıktı. O imza atacak mıydı bu soğuk, hesaplı amaca? Peki ya kalbinde hissettikleri? Bunların hepsi bir oyunun parçası mıydı? Göz bebeği istemsizce daralmış, ellerindeki fırça sapı çizgi çizgi olmuştu.
“Elif,” Burak devam etti, “Bu basit bir anlaşma. Biz, birbirimizin hayatını kolaylaştıracağız. Ama...” Durdurdu cümleyi, gözleri kıvrıldı biraz, “arkasındaki gerçek amacı anladığında, ne yapacağını bilemeyeceksin.”
O sırada kapı sessizce aralandı. Koridordan bir silüet belirdi ama sessizce geri çekildi. Elif’in içini bir soğuk ter sardı ve gözleri Burak’a kitlenmişti.
Bu teklif neydi gerçekten? Arkasında hangi gölgeler vardı? Elif yutkundu; o an anladı. Bu, sadece bir evlilik değil, çok daha fazla şeydi.
Burak masadan kalkarken yüzünde ince, zaferle karışık bir tebessüm vardı. Elif ise olduğundan daha güzel görünüyordu—ama orada, o an, yüzündeki maske inmişti. İçi fırtınalarla doluydu.
“Ver bana cevabını en kısa sürede. Şehrin gölgeleri arasında bu sözleşme bizim kurtuluşumuz olabilir... ya da mahvoluşumuz.”
Elif gözlerini kapadı, derin nefes aldı ama kapıdaki gölge hala silüetini belli ediyordu. İçinde yükselen o kuvvetli şüpheyle, cevap vermek üzereyken, beklenmedik bir kapı kütürtüsü duyuldu.
Ve tam o anda... sessizlik bozuldu.