第{{num}}話 1
Akşamın alacakaranlığında, Boğaz’ın serin rüzgarı Damla’nın yüzüne hafifçe dokunuyordu. Yalnızca birkaç dakika önce, küçük ve dağınık odasının penceresini kapatırken duyduğu kalp atışlarını hâlâ hissediyordu. Ellerini ovuştururken, sınırsız borç listesi zihninde ağır bir taş gibi duruyordu. Babasının hastaneden gelen son faturasının üstünden kaç defa geçmişti, ama rakamlar hâlâ aynı ürkütücülükteydi.
Kapı çaldı.
Damla, kahveli masasının üzerindeki faturaları hızla toparlamaya çalışırken kapı zilinin keskin sesi omuzlarının üzerine indi. Kolaçan edercesine içine işlemiş o huzursuzluk, nefesini boğmaya çalışıyordu. Kim olabilirdi böyle geç bir saatte?
Açtı kapıyı.
Karşısında, şık, özenle giyinmiş adam vardı. Siyah takım elbisesi, keskin bakışlarıyla Damla’ya adeta meydan okuyordu. Baran Yalçın.
“Gecikmeli bir ziyaret için kusura bakma, Damla Hanım,” dedi Baran, sesi derin ve kararlıydı. “Fakat sana iletmem gereken önemli bir teklifim var.”
Damla çoğu zaman yaşadığı sıkıntıların önünde dimdik durmaya çalışsa da, bu an yürürlükte olan sigortaların kırıldığı andı. Kalbi, öylesine hızlı atmaya başlamıştı ki, kendi nefesini bile duyabiliyordu.
Baran içeriye adımını atarken Damla bir an için kaçmak istedi ama ayağı sanki yere yapıştı.
“Ne teklifi?” diye sessizce sordu.
Baran, yanındaki deri çantasını yere koydu. Zarifçe içinden kalın bir dosya çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. Düğmelerinden birine yansıyan ışık, o dosyanın içinde saklanan gelecekteki kaderini simgeliyor gibiydi.
“Biliyorum, borçların seni eziyor. Aileni korumak için ne kadar çaresiz olduğunu... Oğlun, kız kardeşin... Ama bu teklif seni kurtarabilir.” Baran’ın kelimeleri, tehlikeli bir cazibe gibi Damla’nın kulaklarına doldu.
Damla dosyaya baktı. Sözleşmenin ince satırlarında saklı kelimeler, her biri kurşun gibi ağırdı.
“Bu bir evlilik teklifi,” dedi Baran, gözlerinin içine cesaretlice bakarak. “Sözleşmeli. Belirli şartlar ve süreler var. Sadece üzerindeki baskıları hafifletmekle kalmayacak, aynı zamanda geleceğini şekillendirecek bir teklif.”
Damla’nın elleri titredi; gözleri, içinde kaybolduğu dosyadan ayrılmak istemiyordu. Aklında bir fırtına vardı: Bu adam mı kurtaracaktı onu? Yoksa daha derinlere mi sürüklenecekti?
“Ya peki ya şartlar?” diye mırıldandı sonunda.
Baran, nazikçe gülümsedi: “Adil. Seninle bir ortaklığa ihtiyacım var. Ailemden kimi sırların üstünü örtemeye ihtiyacım var.”
Damla’nın kaşları çatıldı. Bir yalancı kokusu aldı, ama neydi?
“Sana her şeyi anlatmaya hazırım,” diye ekledi Baran, “Ama ilk adımı sen atmalısın.”
O anda kapıdan gelen bir rüzgar gibi, sıkışmış olan umutlar ve korkular iç içe geçti. Damla’nın içinde büyüyen karanlık plan, Baran’ın yüzünde henüz ortaya çıkmamış, ölümcül bir sır gibi duruyordu.
Kafasının içinde bir yerde çığlık atan ses, “Kabul etme,” diyordu.
Ama ailesinin borçları, onun çaresizliği ve hayatının çöküşü, daha yüksek bir sesle, “Evet” dedirtiyordu.
Baran, dosyayı uzattı. Damla, titreyen parmaklarıyla kalemi aldı.
Kararın eşiğinde; kelimelerden oluşan zincir, onu nasıl bir geleceğe bağlayacaktı? Daha önemlisi; Baran’ın bu evlilikle sakladığı karanlık asıl plan neydi?
Puslu gözlerini dosyadan kaldırdığında, Baran’ın bakışlarındaki soğuk ve derin sırlar, ona hiç olmadığı kadar yakın ama aynı zamanda çok uzak görünüyordu.
"İmzalıyorum," dedi Damla, nefesini tutarak.
Baran dudaklarının kenarında ince bir tebessüm belirdi.
Kapı hafifçe kapandı; dışarıda gece şehrin karanlığını yutmaya devam etti.
Ve bu karar, hepsinin başlangıcıydı.
Bir dünya, Damla’nın sandığından çok daha karanlık ve tehlikeliydi.