第{{num}}話 1
Küçük, ütüden yeni çıkmış gömleği omzundan kaydı, Elif aceleyle yamalı koltuğa yerleşirken yüzüne hızla bir utanma gölgesi düştü. İçerinin nemli havası, boğazına yapışmış bir düğüm gibi boğuyor, kalbi çarpıntıyla odanın baş köşesindeki hasarlı masa gibi titriyordu.
“Bir kahve daha alayım mı?” diye sordu yaşlı kadın, mutfaktan araya dalan o çatlak sesiyle.
Elif başını hafifçe salladı. “Hayır…” diye fısıldadı, sesi aynı zamansızlığın içinde kayboldu.
Bakımsız salonun camından sızan İstanbul sabahının sisli ışıkları, eski duvarlarda ölü bir sessizlikle dans ediyordu. Elif’in bedenindeki bütün her şey, bu soğuk yerde eriyip gitmek üzereydi. Evin yardım çığlıkları, aniden gelen borç yazıları, hesap kapatan bankalar... Hepsi cebine ağır bir yüktü.
Ardından, o anı beklenmedik kılan ses geldi.
Telefonun ekranı titredi; “Aslan Demir...” adı ışıl ışıl parıldıyordu.
Elif donuk parmaklarıyla cevabı ararken, içinde bir fırtına koptu. Telefonu açtığında, sert ve derin bir ses İstanbul’un bütün karmaşasına meydan okuyordu:
“Yılmaz, durumun Türkiyesi bu kadar kötü mü?”
Sesinde ne bir sıcaklık, ne bir merhamet vardı. Sadece soğuk bir gerçek ve yüksek bir güç vardı.
“Evet, öyle...” dedi Elif, kelimelerinin altı titrek açılmış bir yara gibiydi.
Aslan yerinden doğrulduğu o an, gözlerini tavana dikti. Uzun yılların getirdiği birikmiş nefreti saklayan bir diken gibi saplanmıştı boğazına.
“Çözümler gerek, değil mi? Benim bir teklifim var.”
“Elif, biliyorum hayat zor. Hem senin için, hem benim için.”
Telefon birkaç saniye sustu, sonra:
“Benimle evlen. 12 aylık bir sözleşme. Bu süre içinde borcunu sıfırlayacağım. Karşılığında sadece... senden bir eşlik.”
Elif’in yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Yumuşak dudaklarından dökülen tek kelime fısıltıdan daha azdı, daha çok dünyanın üzerindeki bin yıllık yükün sarsıcı titreşimiydi.
“Sen… Aslan...” diye başladı ama devam edemedi.
Çerçeve dışındaki sessizlikte, İstanbul nehrinin şehri sardığı o büyük karmaşa, birkaç saniyede bedenini içine çekti.
Her yerde hüzün, korku ve belirsizlik yankılanıyordu. Kemerlerini sıktı, derin bir nefes aldı. Ne yapmalıydı? Kabul etmeli miydi?
Bir görevlinin ağır ayak sesleri kapıdan duyulduğu anda, karar için son saniyelerdi.
İşte tam o anda…
Telefonun ekranına yansıyan “Kabul Ediyorum” kelimeleri göründü ya da sadece hayal mi? Elif’in dudaklarında titrek bir tereddüt.
Ve kapı aniden çalındı.
Kalbinin dibine saplanan buz gibi bir soruyla…
Sözleşmeli evlilik, ona kurtuluşun anahtarı mıydı? Yoksa yeni bir hapis?