第{{num}}話 1
Karanlık, ince bir buğunun üstünde titriyor, metalik soğuk vücuduna sızıyordu. Ada Yılmaz gözlerini açtığında, kasları donmuştu; etrafındaki yabancı ışıklar gözünü kamaştırıyor, yorucu bir elektronik uğultu beyninde çınlıyordu. Yarı açık göz kapaklarının arkasında, pul pul neon mavi ve mor tonlar yansıyor, soğuk bir laboratuvarın gri duvarları içinde kayboluyordu hayali.
İki yıl önce başlamıştı her şey. Hayatının en korkunç gecesinde, şehir skyline’ının neon kanallarında kayan metalik fırtına sırasında... ve şimdi, kendini bir yoğun bakım kapsülünde, gövdesinde bilinmeyen bir güçle uyanırken buluyordu.
Önce hafif bir kişi dokunuşu gibi başladı — sibernetik implantlarının sinyalleri. Parmaklarının ucunda ürpertici, elektriksel bir enerji dans ediyordu. Fakat her şey çok daha karmaşıktı. Kasları, eklemleri, sinirleri yeniden öğrendikçe, derinlerde bir fısıltı yankılanıyordu: “Kontrol sende, Ada.” Ama kimin sesiydi bu? Kendi bilincinden mi, yoksa başka bir yerden mi?
------------
“Uyanıyor!”
Hırıltılı bir sesle uyanışının sessizliğini parçaladı.
Sessiz bir odada, metalik bir sandalyeye bağlı haldeydi. Gözlerini tam açtığında, karşısında ciddi ve kayıtsız bir yüz beliriverdi—Dr. Kağan Eren.
Beyaz önlüğünün altında, ışığın soğuk yansımalarından daha soğuk bir ifade vardı Kağan’da. Bakışları, üzerinde binlerce kez çalışılmış bir çalışmanın sonucunu değerlendirir gibi keskin ve hesaplıydı.
Ada, başını yana çevirmeye çalıştı ama elektronik bantlar bileklerine sıkıca bağlanmıştı.
“Neden buradayım?” diye seslendi, sesi boğuk, kimyasal kokusu ağır sisin içinde yankılandı.
Dr. Kağan dudaklarını hafifçe bükerek yaklaştı, “Kazadan sonra seni kaybettik. Vücut fonksiyonların durmuştu. Ama sen özel bir vakaydın. Sibernetik implantın sayesinde yeniden canlandın. Bu teknolojiyi anlamamız gerekiyor.”
Ada midesinde kıpırdanan o soğuk sesi, içinde bir yerlerde kıvılcım gibi parlayan gücü tutmaya çalışıyordu. İçine yerleştirilen bu yabancı parçalar, onun bir parçası mıydı, yoksa kendisine yabancı mıydı?
------------
O odanın dışından yankılanan alarm sesi, Ada’nın nabzını hızlandırdı. Metalik kablolar ve sensörler tıkırdadı, geniş camın ardındaki neon ışıkları titredi.
Dr. Kağan’a bakışını çevirdi, sesi titreyerek, ama kararlı: “Beni serbest bırakmalısın. Ben... ben bunu kontrol edebilirim.”
Kağan göz kırpıp yanaştı, acımasızca ama bir bilim insanının takıntılı merakıyla:
“Kontrol mü? Asla... O implant seni ya kurtaracak, ya da yok edecek. Senden önce onu biz kontrol edeceğiz.”
Ada derin bir nefes aldı. Kalbinin altında, başka bir şey uyanıyordu. İnsanın ötesinde, teknolojinin soğuk çelik damarlarında yeni bir güç. Kendi kimliğini korumakla, bu yabancı gücün yükünü taşımak arasında sıkışmıştı şimdi.
------------
Birden vücudundaki implantlardan biri yüksek bir bip sesi çıkararak sinyal vermeye başladı.
Ada’nın gözleri devrildi, tüm odadaki elektronik sistemler aniden daha parlak titreşti.
Dr. Kağan’ın yüzünde şaşkınlık ve bir an için korkunun ince bir şeridi belirdi. O ses...
“Bu... Bu olmamalıydı...” diye mırıldandı, kan ter içinde.
Ada’nın kalbi küt küt atıyordu.
İşte tam o anda, bedeninin içinde uyanan o güç, bir isyanın ilk kıvılcımını ateşliyordu.
Kapının dışından aniden sert bir tıklama sesi duyuldu.
Ve her şey değişti.