Capítulo 1
Sis, koyu bir kadife gibi geceyi örttü kırsal İngiltere’nin ıssız ovalarını. Uzaklardan gelen rüzgar, Ravenscroft Malikânesi’nin devasa gövdesini uğursuz bir fısıltıyla okşuyordu. Göz alabildiğine uzanan, çamurla karışık çimenlerin üzerinde, akşamın nemli soğuğu tenime yapışıyordu. Elif Akan, at arabasının kapısından iner inmez okarzal bir sessizlikle karşılaştı; havada ağır ağır dans eden o eski, toprak kokusunun içinden kalın perdeler ardındaki kasvetli hayat fısıldanıyordu.
Adım atarken, ayaklarımı ıslak yapraklara bastığını hissettim. Dudaklarımı ısırdım, dedektif kimliğimin ağır sorumluluğuyla birlikte, içimde kıvranan bir korku kıpırtısı da vardı. Ailenin karanlık geçmişi... Bu uğursuz malikaneye ayak basmamın nedeni tam olarak buydu. Babamın hatırı için, kötü şöhretli Ravenscroftlar’ın hücreleri karanlık sırları açığa çıkarmalıydı.
Kapıda bekleyen hizmetçi, vizörüyle beni süzüyordu; yüzünde ince ama belirgin bir şaşkınlık ve hoşnutsuzluk vardı. Parmaklarını titreyerek nazikçe kapıyı açtı. “Bay Ravenscroft sizi bekliyor, hanımefendi. Lütfen... buyrun.”
Geniş merdivenlerden yavaşça yukarı çıkarken, soğuk duvarlar arasında yankılanan topuk seslerimle yalnızlığımı bir kez daha anladım. Sol elim cebime sıkıca girmişti, içinde dedektif kimliğim, izin belgelerim ve birkaç değerli eşya vardı. Arkama baktığımda devasa avize kırınıp parçalara ayrılmış gibi gökyüzünün gri bulutları pırıltılar saçıyordu; aydınlatma zayıf, atmosfer ise resmen solgun ve ölüm kokuyordu.
Koridorun sonunda, asil duruşuyla Sir Adrian Ravenscroft duruyordu. Gözlerinde yıldırımlar gibi keskin bir gözlem gücü vardı. Dudaklarının kenarındaki ince çizgi, en küçük bir itirazı tolere etmeyeceği anlamına geliyordu. Bana doğru yaklaştığında, parfümünün sert odun kokusu burnumu deldi, kalbimi sıkıştıran gereksiz bir baskı gibi.
“Elif Akan, değil mi? Bekliyordum sizi… Bu evde yeni bir hayat başlamıyor. Karanlık, derin ve asla kurtulamayacağınız bir hayat.”
Sesindeki nefret kadar inandırıcıydı sözleri. Gözlerimde bir parıltı çaktı, kendi cevabımı hazırladım: “Sir Adrian, gerçeklerin ortaya çıkması korkusu, hiç kimseyi koruyamaz. Sizin gibi adamlarsa, geçmişinizi saklamaya çalışırken daha çok yara alırsınız.”
Gerginliği iki taraf da iliklerine kadar hissetti. Sir Adrian dudaklarını bükerek, zarflardan birine uzandı ve içine bakmadan “Size ilk görevimle başlamak istiyorum” dedi. “Malikanede dün gece bir şey oldu. İçiniz rahat olsun, ben de sizden önce bu konunun içindeyim. Ama işin görünenden çok daha karmaşık olduğunu belirtmeliyim.”
Odanın soğuk penceresinden dışarı baktım; sis, dışarıdaki büyük bahçeyi ve uzun çınar ağaçlarının dallarını bir hayalet gibi kaplamıştı. Tüylerim ürperdi.
Sir Adrian kapıyı işaret ederek, “Hizmetçiler önde...” diye seslendi. Arkama döndüğümde, koridorun diğer ucunda bir kalabalık fark ettim. Hizmetçi hızla gelip, boğuk bir sesle fısıldadı:
“Hanımefendi... Malikanede ceset bulundu, bay...
Kelimesi havada asılı kalırken, kalbim göğsümde sıkıştı, nefesim aniden kesildi. O an, bu sakin görünen malikâne, içinde adaleti ve karanlığı aynı anda taşıyan bir tuzağa dönüşmüştü. O an ne olacağını biliyordum; kayıpların, ihanetin, karanlık sırların kapısı aralanmıştı.
Ve ben, o kapıdan adım attım.
*
Sislerin ardındaki malikânenin derinliklerinde, kimse güvende değildi.