Capítulo 1
İstanbul’un akşamları, üzerini saran puslu nemle birlikte şehri bir sis perdesi gibi sarmıştı. Boğaz’ın kıyısındaki gökdelen, alçalan güneşin son ışıklarını cam yüzeyine yansıtıyordu. Hilal Yılmaz, ofisinin devasa camından dışarıya bakarken gözlerini kırpıyordu; şehrin ışıkları birer birer yanıyor, geceyi karanlığa teslim ediyordu.
Tam da o anda, telefonunun sessizliği deldi. Ekranda “Beyaz Saray Grubu - Acil” yazıyordu. Hilal’in parmakları titredi ama ekrana dokundu. Ses titrek ama kontrolü elden bırakmamaya çalışıyordu. “Hilal Hanım, malum tartışma alevleniyor. Medya haberleri yayıyor. Yönetim kurulu toplantısı için acil çağrılıyorsunuz.”
Kaygı yavaş yavaş midede bir yumru gibi büyümeye başladı. Zira şirketin içinden sızan o skandal, uzun zamandır buzda bekleyen lav misali patlama noktasındaydı. Bir yanda iflasın eşiğine gelmiş bir imparatorluk, diğer yanda onu yıkmaya kararlı güçler. Ve karşısında, bütün bunların merkezi olan koltuğu.
Hilal, derin bir nefes aldı. Dışarıdaki gecenin soğuğu gibi ceketinin yakasını sertçe kaldırdı. “Hemen orada olacağım.” dedi, sesi artık dozajını bulmuştu.
Yürürken koridorlar, ayak sesleri arasında yankılanıyordu. Önde bitmeyen floresan lambalarının soğuk beyaz ışığı, yüzünde gölgeler bırakıyordu. Toplantı odasının kapısını yıkarcasına açtığında, içeride üst düzey yöneticilerin donuk yüzleriyle karşılaştı.
Selim Kara, gözlerine soğuk bir gülümseme yerleştirmişti. “Hilal,” dedi yağlı bir ses tonuyla, “hayırlı olsun. İddialar büyüyor, sen de bilmiyorsun bunu. Hadi sırları ortaya dökelim.”
Hilal’in dudaklarında ince bir çizgi belirdi, dişlerini sıktı. “Herkes kendi oyununu oynuyor Selim. Ama benim oyunumu yanlış okuyorsun.”
Bir toplantı odası. Bir imparatorluğun kaderi. İçeride yükselen gerilim, duvarlara kazınmıştı. Hilal, adımlarını hızlandırdı belirsizliklerin içinde. Gözleri, odanın köşesindeki eski, tozlu bir kapıya takıldı. İnsanların unuttuğu, gizli kalmaya mahkûm edilmiş.
“Bu şirket bizim mirasımız,” dedi kendi kendine.
Kilidi zorlayan parmakları, kapının soğuk metaline dokundu. Kapı, hafif bir inleme eşliğinde aralandı. İçeride karanlık vardı; ama Hilal’in gözleri, içinde bir şey parıldayan eski bir dosyanın varlığını yakaladı.
O an, sanki zaman durdu. Kalbinin ritmi odada yankılanıyordu.
“Beni yok etmeye çalışanlar bilmiyor,” diye fısıldadı Hilal, “Ben bu şirketin gölgelerinden doğdum.”
Dosyayı eline aldığında, sayfaların arasından dökülen tozla birlikte, geçmişin karanlık sırlarının yüzeye doğru fırladığını hissetti.
Ve tam o anda dışarıdan bir tıkırtı duyuldu. Kapı yavaşça kapandı.
Hilal, nefesini tutmuş, gölgelerin arasında kaybolan o sırrı çözmek zorunda olduğunu anlıyordu.
Karmaşanın ve ihanetin ortasında, tek gerçek çarpıyordu: Küllerinden doğacaktı.
Ve bundan kimsenin haberi yoktu daha.